MASADAKİLER: SEDA ŞAFFAK

Masam annemin çeyizinden kalma. Otuz beş yıllık. Doksan dokuz depreminde ayağı çatladı, tamir ettirmedik. Bazı şeylerin izi geçmemeli, unutmamak için. Nasılsa kendime ait bir düzen kurarım diye daha işlevli bir masa yaptırma zahmetinde bulunmak istemedim ama o düzen de bir türlü nasip olmadı. Sonra bu küçücük masaya bağlandım, nereye gitsem yanımda götürme kararı aldım. Çünkü ayağım çatlayacaktı ve ben onu bağlayıp üzerime düşen hayatı yaşayacaktım. Ama aksayarak, ama koşarak. Bunu bir masadan öğrendim.

Okumaya hiç ulaşamayacağım, aklıma bile gelmeyecek bir yerden başladım. Nasıl oldu, ben de bilmiyorum; Allah’ın rahmeti herhâlde. Bazen cezası da diyebiliyorum, o ayrı! Kitaplarımı bir masanın üzerinde görmek her zaman, nasılını nedenini bilmeden, iyi geldi. Okuyamadığım zamanlarda bile. Şu sıralar Selçuk Baran’ın Günlükler’ini karıştırıyorum ara ara. Bence her insan beyninin (kendini bilen) düşüneceği şeyleri ama asla yazarak bile itiraf edemeyeceği şeyleri yazmış. İyi geldi bana, yalnız değilmişim hissi verdi. Kendini bilmek meselesi de çok çetrefilli çünkü yarın, bugün bildiğimiz kendimiz kalamıyoruz. Bu hem güzel hem de çirkin. Yaşamak böyle bir şey herhâlde, emin değilim.

Masamda tığlar, şişler, makaslar da bana eşlik eder hep. Yapmak istediğim ve kesmek istediğim şeyler var doğal olarak. Okuyup yazamadığım zamanlarda bunu örüp sökerek, kesip biçerek yapabildiğime inanıyorum. İnanınca her şey iyi geliyor. Ben bu masada daha neleri yapar bozarım, neleri yazar silerim bilmiyorum; tek bildiğim, hayat hep bir masanın etrafında bir şeyler yaptıracak. Onu ne kadar güzelleştirebilirsem o kadar güzelleştirmeye çalışacağım. Eksiklerim olacak, olsun. Ben kendimi, masamı, hayatı her şeye rağmen sevdim. Sevmeye devam edeceğim. Herkese güzel masalar dilerim. Güzellikten ne anladığı da herkese kalmış.

 

Seda ŞAFFAK

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir