MASADAKİLER: CANAN UĞURDAĞ

Bu masa üniversitedeki odamda, pencerenin hemen yanında. Gün ışığında çalışmayı seviyorum sanırım.

Fotoğrafa bakan fark eder, masam derli topludur. Evde çalışırken de öyle. Akademik yazının da kurmacanın da belli bir disiplin gerektirdiğini hep düşünmüşümdür. Masada bir şeyleri sıraya dizdiğimde zihnimde de bir plan, bir disiplin oluşuyormuş gibi hissediyorum. O yüzden düzen benim için esas.

Masanın üstü biraz benim gibi, tek bir işe ayrılmış değil. Solda lisans derslerinde kullandığım Yeni Türk Edebiyatı duruyor. Dersten önce o günün konusunu mutlaka ondan bir kez daha okurum, sonra hazırladığım sunuma göz gezdiririm. Hemen altında Harold Bloom’un Nasıl ve Neden Okumalıyız? kitabı var. Bazen ders aralarında ondan birkaç sayfa okuyup nefesleniyorum. Bir edebiyat hocasının en kolay unuttuğu soru belki de bu: Neden okuyoruz? Sonrasında da yazmanın sebepleri akla geliyor elbet.

Sağda Halid Ziya Uşaklıgil’in hikâyeleri var. Yıllardır Servet-i Fünun dersine giriyorum, o yüzden Halid Ziya benim için bir başucu yazarı. Bir Hikâye-i Sevda eserini de ben günümüz Türkçesine aktardım. O metinle uzun süre baş başa kalmak, onu bir kez daha tanımak gibiydi. Ama akademik tarafı bir yana, Halid Ziya’yı bir yazar olarak da çok seviyorum. Bu kadar velut, ve  dikkatli bir gözlemci olması, yazarken bana güç veriyor.

Sağ alttaki Edebiyat Dergileri Atlası ise masanın en çok yönlü kitabı. Selçuk Küpçük hocanın 1980’lerden 2000 sonrasına uzanan dergileri bir araya getirdiği bu çalışma, benim için üç ayrı yerde duruyor. Öncelikle bir ders kitabı: Süreli Yayınlar dersinde öğrencilerle birlikte açıyoruz. Bir dönemin edebiyatını dergilerden de okumak gerektiğini anlatırken en büyük yardımcım oluyor. Sonra bir başvuru kaynağı: Şu sıralar dergilerle ilgili bir yayın hazırlıyorum ve sık sık sayfalarına dönüyorum. Bir de işin hiç akademik olmayan tarafı var ki o da dergilere olan merakım. Kapaklarını gördüğümde hâlâ bir okur heyecanı duyduğum dergiler bana hep edebiyatın mutfağı gibi gelmiştir. Yazarların ilk metinleri, tartışmalar, kuşak kavgaları önce orada görünür. Bu merak mı akademiye taşındı, akademi mi bu merakı büyüttü, bazen ayırmakta zorlanıyorum.

Geçenlerde masaya şöyle bir baktım. Bir köşede Halid Ziya ve Robert Finn’in Türk Romanı, öbür köşede 2000’lerin dergileri, ortada da o küçük küre. Fark etmeden masaya bir harita kurmuşum. Tanzimat’tan bugüne uzanan yol önümde duruyor.

Burada ne yaptığımı tek kelimeyle söylemek zor. Ders hazırlıyorum, öğrencilerle görüşüyorum, aklıma bir fikir düşünce saatlerce bilgisayarın başında çalışıyorum. Galiba bu masa bir müzakere yeri. Metinlerle, öğrencilerle, bazen de kendimle söyleştiğim bir yer.

Bazen şu soru geliyor aklıma: Hayatın kendisi biraz dağılmak, inişler ve çıkışlar üzerine kurulu değil mi? Arada bir masanın düzeninin de değişmesi gerekiyor gibi geliyor bana.

Özne Edebiyat dünyasında bana da yer verdiğiniz için teşekkür ederim…

Canan UĞURDAĞ

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir