MASADAKİLER: MUSTAFA BOSTAN

Masadaki Atmosfer: Şu an masanızda size eşlik eden nesneler, detaylar veya ritüeller neler?

Masam normalde çok dağınıktır çünkü o an ne çalışıyorsam o konuyla alakalı kütüphanemde bulunan her kitap masamda olmak zorunda. Çalıştığım odanın hemen her yerinde çiçekler vardır. Masamda da şu an bir tane aşkın gözyaşları var. Doğal taşlara (taştan ziyade küçük kayalar) herhangi bir inancım olmasa da masamda vardır. Olmazsa olmazım ise küçük kasalarda biriktirdiğim boy boy, renk renk postitler… Benim şöyle bir özelliğim vardır her şeyi önce ajandalara elle yazmak. Evet, bu özellikle öykü yazdığım için kurmaca metinlerde normal karşılanabilir. Ama bilimsel makaleleri, eleştiri ve inceleme yazılarını, Osmanlı Türkçesinden yaptığım çeviriler, yazdığım kitaplar ve hatta tezim bile önce elle yazıldı sonra worde aktarıldı. Çok fazla zaman israfı ancak bırakamıyorum. Bu yüzden masamın her yeri ajandalarla doludur. İtiraf edeyim ki fotoğraf için biraz düzenledim masamı.

Masadaki Kelimeler: Şu sıralar masanızda neyin sancısı, hangi metnin çalışması var?

Bu sıralar masamın uzun süreli konuğu Cahit Zarifoğlu. Yazdığı tüm eserler ve hakkında yazılanlar bir hayli beni meşgul edecek gibi gözüküyor. Yazdığı tüm eserler ve hakkında yazılan her şey… Ayrıca Edebiyatın Kayıp Kadınları adlı bir projenin ikinci cildi için çeviriler de her daim masamda bu sıralar. Tanzimat ile birlikte harf inkılâbına kadar gazete ve dergilerde öykü yazmış kadın yazarlar var, ancak bunların çok büyük çoğunluğu edebiyat dünyasında bir daha görünür olmamış. Biz de bu kadın yazarları yeniden görünür kılmak için uğraşıyor. Uzun bir çalıma olduğu için de masamdan hiç eksik olmuyorlar. Zihnim çok dağınıktır benim. Ya da şöyle söylemek daha uygun; çalışma konusunda çok ayran gönüllüyümdür. Bir ara şiir incelemesi çalışır (Bir Zarif Poetika böyle bir dönemin eseri), sonra bir anda öykü tarihine yönelirim (Türk Edebiyatında Adam Öyküleri Öykü Adamları bu yönelişin eseri). Bir ara mitolojiye heveslenir birkaç yılımı verir (Türk Şaman Mitolojisinde Bay Ülgen mesela) sonra bir anda toplumsal cinsiyete yönelir, aylarca tek bir alanda okur yazarım. Bazen de arşivden hiç çıkmam ve tamamen Osmanlı Türkçesinden günümüze eser kazandırma sevdasında savrulup giderim (Mehmet Rauf’un Bütün Telif Tiyatroları, Ali Bey’in Seyahat Jurnali, Himmetzade Abdullah’ın Şahmaran’ı ve son olarak Edebiyat Kayıp Kadınları). Bazen de öyküye yönelir sadece öyküler yazar (Güllü Kerim Efendi), sonra bir bakarım kendimi roman incelemesi yaparken bulurum (Murat Aykaç Erginöz Romancılığı).

Masanın Ruh Hali: Bu masa sizin için neyi ifade ediyor (bir sığınak, bir kavga alanı, bir kaçış)?

Bu masanın bende hem fiziki hem de psikolojik olarak çok derin bir anlamı var. Her şeyden önce bu masa benim sığınağım, dünyadan ve insanlardan kaçıp sığındığım tek güvenli alan, tek huzur kaynağım, anne karnı gibi, yumurtadan yeni çıkmış bir kuşun yuvası gibi. Kitapların, hele de yazmanın büyülü dünyasına sevdalandıysanız eğer dünyaya, insanlara, kaosa, yapaylığa alışmak çok zor gelir. Bende de öyle. Artık garipsiyorum bu odanın bir adım ötesini. Fiziki olarak da bu masanın bir anısı var ben de. Aslında altı kişilik bir yemek masası bu. Ben depremde Elbistan’daydım. İki büyük depremi ve ardından aylarca devam eden o binlerce küçük depremi yaşadım. Evimi kaybettim, eşyamı kaybettim, kitaplarımı kaybettim. Bu masa üniversiteden ev arkadaşlarımın ta Ankara’dan gönderdiği bir masa. Depremden sonra bir anda her şeyini kaybetmeyi de hatırlatıyor bana iyi insanlarla yaraların sarılabileceğini de…

Mustafa BOSTAN

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir