"Enter"a basıp içeriğe geçin

MASADAKİLER: GÜLRAN AYTAÇ

Sürekli açık duran bir masa fikrini seviyorum. Masamda açık bir sözlük, o sıralar elimin altında durmasını istediğim birkaç kitap, birkaç kalem, sevdiğim birkaç defter… Deftere bazen notlar alsam da aslında bilgisayarda yazmayı severim. Yazıp yeniden silme ve değiştirme imkânını. Çünkü yazarken yeniden kurmak ve çoğunlukla da azaltmak gerekiyor. Masada sürekli oturabilen biri değilim; çabuk sıkılırım. Bazen kanepede, bazen yatakta yazarım. Bazen de tamamen evi terk edip bambaşka bir masa bulmam gerekir. Bir kütüphane veya kafede. Yazarken gürültüden etkilenmem, kafamın içindeyimdir. Genelde ilk dizeyi bulmadan oturmam ama bazen de yazarak ararım ilk dizeyi. Masamda canlı çiçek olmasını severim. Bazen çiçekler, kuşlar da gelir dizelerime. Bazen güzellikten büyülenir ve yazamam. Masamda açık bir film ya da müzik de olur bazen. Yaktığım bir mum ya da demlediğim bir ıhlamur, belki adaçayı… Tabii masamda mevsim kışsa. Masamda Fas’tan getirdiğim çöl kumu da bana yarenlik eder. Çöl de bir şairdir malum. Benimle şiirini söyler. Yazmak, çalışmak ve istikrarla çok ilintili bir şey; masa bana o istikrarı ve düzeni hatırlatıyor. Benim içim rüzgârlıdır, sabit kalmam zordur. Ama yazmak, köklenmesini bekler insandan. Köklenip durmayı. Sabırla ve sakince beklemeyi. Masa benim için biraz da o sabırlı ve sakin bekleyiş. Masam dağları da görsün isterim. Dağı zahiren göremiyorsa, bâtındaki dağlarıma bakarım sık sık.

Masamda şu aralar bir kitap üzerine yazma fikri var. Kitap, ölüm ve sonrasındaki yas ile ilgili. Ölüm hem üzerine düşündüğüm bir konu hem de yazmayı denediğim. Zaten şiirin de çocukluk, ölüm ve güzellikle kendini ördüğünü düşünüyorum. Ölüm elbette mutlak son olarak yaşadığımız ölüm değil; gün içinde binlerce ölüm yaşıyoruz. Kendimiz, bildiği hâlleri ölebiliyor. Düşüncelerimiz, duygularımız ölüp yenilerine yer açabiliyor. İklimimiz de ölüp yerine yenisini bırakabiliyor. Üzerine çalıştığım yeni şiirler de var. Yazdığım metinler bazen bu şekilde paralel ilerleyebiliyor. Kalbimize düşen bir metin elbet masamızda da yerini alıyor.

Masa benim için biraz Sabahattin Ali’nin sözündeki gibi; odamda kitaplarım beni bekler, yegâne tesellim budur. Yazmak ve okumak dünyada teselli bulduğum yer, diyebiliriz. Güvende hissettiğim, kendim olabildiğim, sözümü söyleyebildiğim bir yer masa. Hiç tanımadığım insanlara sözümün ulaşabilme imkânını mümkün kılan. Büyülü bir seyahat gibi aslında. Seyahat sevdiğim bir şey. Yazarak masamda da seyahat edebiliyorum. Durarak seyahat etme imkânını, yazmak ve okumakla öğrendim. İnsanın değişen mevsimleri vardır; masa da insanın bu değişen mevsimlerine eşlik eden bir şahit bence. İnsan, malum, şahit arar kendine. Şahitlik ile varım, der kendine ve dünyaya. Masamız mahremimizdir de. Bizi temsil eden bir şey olduğu için kendimizden ayrı düşünemediğimiz bir yanı da vardır bu yüzden ontolojik olarak. Dünyada bir aidiyete, yere de sahip olmaktır aynı zamanda. Bir masaya sahip olmak. Woolf’un kendine ait bir odası gibi. Kendimize ait bir gökyüzü.

Masamı ve beni nazik davetinizle konuk ettiğiniz için teşekkür ederim.

Gülran AYTAÇ

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir