Masa, piyano ve kütüphane… Benim için üç eşya değil, kendi evrenimin üç ayrı kapısı. Kırk dört yaşıma kadar biriktirdiğim deneyimler, düşündüklerim, sustuklarım ve anlatmak istediklerim burada birbirine karışıyor. Beni anlatan üç kelimeyi arasanız, belki de bu odada bulursunuz: müzik, kitap, hikâye.
Şimdilerde masamda bir yolculuktan kalanların sessizce sızdığı bir zaman var. Yaşamın kendisini de bir yolculuk olarak görüyorum zaten. Bana eşlik eden her eşyanın, her kitabın, her notanın bu yüzden ayrı bir kıymeti var.
Düzen insanıyım. Dağınık bir masada çalışamam. Masamda yalnızca o günlerde okuduğum ya da çalıştığım kitaplar durur. Bilgisayarım her zaman yerindedir. Bir de daktilo biçimindeki not tutacağım… Normalde Tomris Uyar’dan, Selçuk Baran’dan, Borges’ten, Sait Faik’ten, Virginia Woolf’tan ruh hâlimi yansıtan cümleler çıkar karşıma. Bu ara çıkmıyorlar. Çünkü son günlerde öykü ve roman okumaktan ziyade eğitimlerime çalışıyorum.
El yapımı masam yıllardır benimle. Kitabıma, yazılarıma, yaslarıma, sevinçlerime ortak oldu. Değerli dostum Salime’nin el emeği.
Kedilerim Karamel ve Paşa sandalyeme yerleşmişse asla dokunmam. Onlar da buradaki güzel enerjiyi iyi biliyor.
Edebiyat, müzik ve eğitim benim için yalnızca uğraş değil. Ayşe Hicret’i her gün besleyen yol arkadaşlarım.
Ve Özne Edebiyat, çalışma masama misafir olduğunuz için teşekkür ederim. Kitap, müzik ve kediler gibi iz bırakmanız temennisiyle.
Ayşe Hicret AYDOĞAN




