Türk şiirinin hemen her döneminde hayvan motifleri kullanılmış, bu motiflerin arasında da kuş daima ön planda olmuştur. Divan şiirinden hece şiirine, serbest şiirden günümüz şiirine kadar kullanılan kuş motifleri birçok farklı imgenin kapılarını aralamıştır. Türk şiirinde kullanılagelen kuşların başında efsanevi ve mitolojik kuşlar gelmektedir. Hüma, Anka, Simurg ve Kaknüs gibi kuşlar imgesel zenginli sağlamışlardır. Efsanevi ve mitolojik kuşlardan sonra da Türk şiirinde en çok anılan bülbül, turna, güvercin, serçe, doğan, kartal, şahin keklik, tavus ve leylek olmuştur.
Geçtiğimiz yıl ilk şiir kitabıyla Türk şiirine sağlam bir adım atan Abdullah Şakalar da şiirlerinde kuş imgesine yer vermiştir. Yüzündeki Yeni Yerler’de kuş imgesinin çok çeşitli yönlerde kullanıldığı şiir örnekleri vardır. Şiirlerin bazılarında kuşlar genel bir sembol olarak kullanılmışken bazı şiirler ise özel imgelerle yoğunlaşmış, kimi zaman da bilindik sembol, motif ve imgelerin dışına çıkarak kuşlara yeni anlamlar yüklenmiştir.
Yüzündeki Yeni Yerler’de yer alan şiirlerde kuşlar kimi zaman uçabilmenin ve uçarak özgür olmanın imkânını, kimi zaman aşkın habercisini, kimi zaman umudu, kimi zaman çocukluğun o masumiyetine dönüşünü ve kimi zaman da yalnızlık ve ölümü temsil eder. Bu bağlamda bakıldığında Şakalar’ın şiirinde kuş imgesi tek anlamlı değil aksine çok anlamlı ve hareketli bir imgedir.
Kitapta yer alan otuz üç şiirin tamamına bakıldığında iki şiirin başlığında kuş kullanılması dikkat çekmektedir. Bu şiirler “Kuş Günleri” ve “Serçe Kuşu”dur. Kuş imgesinin şiirin dizelerine yayıldığı şiirler ise “Su Solduran”, “Elmas Ayrıntı”, “Küleylül”, “Bir Ekmek Üç Elma”, “Dut Ağacı”, “Evrak Ekler”, “Kalan”, “Ninni”, “Takvimdeki Yara”, “Güzelleme”, “Yüzündeki Yeni Yerler”, “Azimli İlmek” ve “Değil miyim Daha”dır. Hem başlıkta hem de şiirlerin içeriğinde kuş imgesinin bu kadar çok yer alması tesadüfî değildir.
Şiirlerde geçen kuş imgesi üç farklı başlıkta değerlendirilebilir. Umut ve özgürlük, aşk ve güzellik, yalnızlık ve ölüm.
- Umut ve Özgürlük
Abdullah Şakalar’ın şiirlerinde kuşlar kimi zaman umudun, özgürlüğün ve yenilenmenin ismi olmuştur. Kuşun en temel özelliği olan uçmak ona daima özgürlükle bağlantılı benzetmeler yüklemiştir. Özellikle insanın bunaldığı, daraldığı, sıkışmışlık hissiyle dolup taştığı anlarda kuş gibi uçup gitmek arzulanmıştır. Bu açıdan bakıldığında “Bir Ekmek Üç Elma” şiiri dikkat çekicidir. Şakalar Marangoz Rıza özelinden gündelik hayatın sıradanlığı içinde tekdüze yaşayıp giden ve aynı zamanda da mutluluğu arayan insan tipini anlatmış ve bu tip insanı anlatırken de şöyle der:
“Sabahları erken kalkar
Kızının saçını tarar, kedinin sütünü verir
Kara kışa gitse kuş olur gelir
Allah’ın güzel kullarındandır”
Bu dizelerde kullanılan kuş aslında hayata tutunabilmenin yani umudun imgesidir. Marangoz Rıza’nın yaşamı maddi sıkıntı ve yoksullukla çevrilmiş olsa da onun mutluluğu eve dönebilmesindedir. Yani ailesiyle olan ilişkisinde, günlük hayatın küçük anlarındadır. Buna benzer bir kullanım “Evrak Ekler” şiirinde de vardır. Şakalar bu şiirinde önce “Ardıç kuşları da bilmez” diyerek kuşu insanın karşısına koyar, sonra “Say ki bir kuşum; uçuşumdan vurulmuşum şu masanın başında” der ve en son da ise “Gökyüzünde uçan kuşlar var / Gereğini bilgilerinize arz ederim” diyerek şiirini bitirir. “Evrak Ekler” şiirinde şair kendini bir kuş gibi görür ancak bu kuş uçuşundan vurulmuştur. Yani özgürlüğü kısıtlanmıştır. Masa başındaki memuriyet, evraklarla ve arz etmelerle kuşatılmış bit hayatın karşısında kuşlar ulaşılması zor bir özgürlüğün sembolü olmuştur.
Kuşun umut ve özgürlük olduğu bir diğer şiir “Kuş Günleri” şiiridir.
“Kış bitti işte
Dünya ne kadar dönerse dönsün
Beklediğin o kuş günleri gelmeyecek
Sen de biliyorsun
Biliyorsun ama…”
Bu şiirde kış bitmiştir ancak baharın ve yeniden doğuşun habercisi olan kuş günleri gelmeyecektir. Kuş aslında gelmesi beklenen ama asla gelmeyen umudun imgesine dönüşür. Bu şiirde kuş hem umut hem de umutsuzluk olarak yer almıştır.
- Aşk ve Güzellik
Abdullah Şakalar’ın şiirlerinde kuşlar kimi zaman aşkın, güzelliğin ve sevgiliye ulaşma arzusunun ismi olmuştur. Bu bağlamda en dikkat çekici şiir “Elmas Ayrıntı” şiiridir çünkü bu şiir şöyle başlar:
“Günaydın sevgilim, tarla kuşum, elmas ayrıntım
Sana, sabahın aydınlığına ve aşka inanırım
Sen söylemeseydin bir şarkısı olmayacaktı hayatımın”
Daha sonra da sevgiliye şair tarafından bütün kuşları uyandırma görevi verilir. Şiirdeki tarla kuşum ifadesi sevgiliyi doğayla, sabahla ve aslında yaşamla ilişkilendirmektir. Kuş burada sabahın, canlılığın, tüm bunlardan önce de aşkın ve güzelliğin imgesidir. Şiirin devamında “Bahar gelmiş de sesine konmuş gibi kuşlar” denilir. Bu dizede kuşların sevgilinin sesine konması önemlidir çünkü sevgilinin bir nevi doğayı harekete geçiren bir güç olarak algılanır. “Konuşsan kuş yağar üstümüze” dizesinde ise sevgilinin sesi kuşların çoğalmasına yarayan gizemli bir kaynağa dönüşür.
Abdullah Şakalar’ın “Güzelleme” şiirinde kuşlar daha kişisel bir aşka dönüşür. Şiir şöyle başlar:
“Sana seni vermek isterdim
Toplasam da dünyanın bütün çiçeklerini
Kanatlarımdan önce varırdım
Sana bir kuş olsam”
Şair bu dizelerde sevgiliye ulaşmak için kuş olmayı ister. Kuş olmak aslında mesafeleri, uzaklıkları kaldırmanın bir yoludur. Daha sonra şair sevgilinin yokluğunu kuşlara nasıl anlatacağını sorar ve “Benim kuşların içine dokunur yalnızlığım” der. Burada kuş şairin duygusunu dünyaya taşıyan bir aracıya dönüşür.
“Yüzündeki Yeni Yerler” şiirinde kuş tamamen sevgilinin güzelliğini anlatmak için kullanılır.
“Yüzün ki en derin uykusudur bir kuşun
Çocukları çiçeklere çağıran yüzün
Yüzün yolculuktur senin”
Bu dizelerde sevgilinin yüzü kuşun en huzurlu haliyle ilişkilendirilir. Kuşun en derin uykusu güvenli bir alana sığınıldığı andır ve sevgilinin yüzü de güvenli bir sığınaktır.
- Yalnızlık ve Ölüm
Abdullah Şakalar’ın şiirlerinde kuşlar kimi zaman kayıp, ölüm, yalnızlık ve eksilmenin ismi olmuştur. “Su Solduran” şiiri kuşların yalnızlığı ve ölümü çağrıştırdığı en yoğun şiirlerden biridir.
“Ben insanın tenhasıyım; en uzun üzgünüm ben
Adım yenilmekle anılır dünyada
Kederden buz tutar kıyısına indiğim her ırmak
Gölgesi gölgeme değince dökülür kuşlar”
Kuşların dökülmesi hareketin durması demektir. Kuşlar artık uçmaz ve dökülür. Yani ölür. Kuşların ölmesi ise umudun yitirilmesi demektir. Benzer bir imge “Takvimdeki Yara” şiirinde de vardır. Şiirde geçen “Ben atıyorum çünkü o ölü kuşları karanlığın rahmine / Biri beni öldürsün biri beni üç kere” Bu dizelerde kuşlar artık canlı değildir. Hepsi ölü kuşlardır. Üstelik bu ölü kuşlar şar tarafından birer birer karanlığın rahmine yani ölümün ta kendisine bırakılır.
“Anılar ölü kuşlar gibi düşünce içimize
Özlemek mi
Özlemek denir mi artık buna
Otobüsler bile gelmiyor
Biz ne zaman kuşları beklesek bir durakta
Ey kalbim! Ne çok ağrıdın
Bana çok mu var
Ben ki değil miyim daha”
“Değil miyim Daha” şiirinde kuşlar doğrudan anılarla, hafızayla birleştirilir. Bu şiirin kitabın son şiirlerinden biri olması da manidardır çünkü kitabın başında umudun, sevgilinin sembolü olan uçan, cıvıldayan canlı kuşlar, kitabın sonunda canlı olmaktan çıkar, ölür ve hatıraların imgesine dönüşür. Hatıralar yaşayan şeyler olmaktan çok ölü kuşlar gibi insanın içine düşer.
Sonuç olarak Abdullah Şakalar’ın bu ilk kitabı Yüzündeki Yeni Yerler bütün olarak ele alındığında kuşların yek bir sembolü değil de birden çok imgeyi karşıladığı görülmektedir.
Mustafa BOSTAN





Önce şiirlerini sonra kendisini tanıdığım Sayın Abdullah Şakalar’ın edebiyat sahasına bıraktığı bu ölümsüz eseri defalarca okudum. Sevgili dostum Mustafa Bostan’ın bu şiirler üzerine yaptığı incelemeyi okurken hayli heyecan duydum. Belki okurken bizim gözümüzden kaçan fakat kendisinin gerek bu alanda derin edebiyat ve sanat bilgisi gerekse ince bir nazarla yakaladığı birçok detayı bu inceleme yazısı sayesinde görmüş ve öğrenmiş olduk. Her iki isme de teşekkür eder saygılarımı sunarım. ╰(o,o)╯