MASADAKİLER: SIDDIK YURTSEVER

Yazmak üzerine yeterince düşündün mü düşünebildim mi bilmiyorum. 20’li yaşlarda bir hevesle sığındığım bu eylemi zaman ilerledikçe alışkanlığa dönüştürdüm. Bazen yazmanın tıpkı okumak gibi bir zehir olduğunu zihnimden geçirdim. Bunu kendime itiraf edebildim mi emin değilim. Şehirler ve evler değiştirdim. Masalarda gezindim. Çay ocaklarında, mutfak masasında yazdım. Ama ne hikmetse yazarken en zorlandığım yer çalışma masam oldu. 

Yine de masanın hikmetine ve bereketine inandım. Bu yüzden karşımda bir fotoğraf duruyor. Necmeddin Okyay. Hattat, ebruzen, gül yetiştiricisi, hafız, imam, mücellit, mürekkep ustası, kemankeş, tuğrakeş. Fotoğrafının hemen üstünde duvarda asılı olan kendisinin yaptığı bir ciltleme ve ebru asılı. Fotoğrafının yanında ise bir klaket. Henüz yazılı değil. 

Masanın sağında üst üste yığılı kitaplar var. Onları çoğu zaman bilerek oradan kaldırmıyorum. Odaya girip çıktıkça okumam gerektiğini hatırlıyorum. Sol tarafta duran kitaplar ise genellikle gündemim ve yakın geçmişim. Dergilere yazacağım kitaplar, kalbiselim için ayırdığım kitaplar, not defteri ve saat. Saate bakmadan çalışmayı çok özlüyorum.

Tüm bunların yanında asıl hikâye galiba masanın kendisi. Ankara Kalesi yakınlarında ahbabımız bir esnaf abiden almıştık bu masayı. Üzerindeki çizikler, yer yer yıpranmışlıklar çok hoşumuza gitmişti. Tanıdık bir iz gibi gelmişti. Sonuçta insan yol arkadaşıyla benzerlik kurmak ister. 

Sıddık YURTSEVER

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir