HAYALLERİMİN ENGİNLİĞİNDE KAYBOLMAK
Özne Edebiyat’a masama konuk olduğu için teşekkürlerimi sunarak başlıyorum. Gördüğünüz gibi benim çalışma masam “Masa da masaymış ha!” dedirten masalar gibi büyük değil. Üzerinde laptopum, yanında okumakta olduğum kitabım, elimde kalemim bir de çay bardağım. Büyük bir masada çalışamam oldum olası. Kanepede oturarak çalışma sehpamın üzerinde yazarım.
Bir metni yazmaya başlamadan önce laptopumu kapatırım, üzerine defterimi koyarım, kalemi elime alıp yazmaya başlarım. Kalem benim ilk ve en gözde yol arkadaşım. Daha sonra Word dosyasına geçiririm metnimi.
Kafamda tasarladığım öykünün kahramanlarıyla ve olaylarıyla yaşarım günlerce. Öykü, içimde tıpkı deniz dalgaları gibi kabarır da kabarır. İçime sığmaz olur. İşte o zaman elime en yakın arkadaşım kalemi alırım. Kelimeler inciler halinde dökülür ucundan. Kelimeler dizilip cümleler halinde defterimi süsler. Öykü başkarakterim yola girer. Sonra onun yanında öteki karakterler de ona katılır. Onlar olay örgüsünü oluştururlarken ben onları izlerim, müdahale etmem.
Kalemim beni engin hayal bahçelerinde envai çeşit çiçeği temaşa eder koklarım. Kadim anlatıların coşkun ırmaklarının kenarında gezinirim bir süre. Hayranlıkla seyrederim onları. Bir bakarım o büyülü ırmaklar günümüze kadar uzanmış kurumadan. Geçtiği çağları, şimdiki post modern çağımızı sulamış, yeşertmiş. Kâsemi doldurur kana kana içerim bize kadar ulaştırdıkları ölümsüzlük iksirinden. Yazarım.
Hepimiz bu toplumda yaşıyoruz. Olaylar gözümüzün önünde meydana geliyor. Bazıları üzüyor, bazıları sevindiriyor bizi. Üzüldüğüm zaman yazarım, sevindiğim zaman yazarım. Mutlaka duygulanırım ama. Duygularımın yönlendirmesine değil de eşliğine ihtiyacım olur. Olaylardan etkilenirim, yazarım.
Kendimi bir arıya benzetirim. Gelmiş geçmiş ve çağımızdaki tüm edebiyat üstatlarını da çiçeklere. Adlarını burada belirtmiyorum. O kadar çoklar, o kadar değerliler ki. Hepsinden etkilendim. Hiçbirini ayırmıyorum. Her çiçeğe konup öz alırım, bal yaparım.
Genellikle sabah saatlerinde yazmaya başlarım. Yazmaya oturduğum zaman dört-altı saat hiçbir şeyle ilgilenmeden yazarım. Telefonumu sessize alırım. Çünkü öyküyü bir oturuşta hemen hemen sonlandırırım. Ertesi günü sonucunu bağlarım. Üzerinde çalışırım. Birkaç gün sonra yeniden çalışırım üzerinde. Bazı paragrafları, ya da cümleleri çıkarırım. Yeni paragraf ya da cümleler eklerim. Bir ay sürede arada okuyup düzeltmeler yaparım. Uzun zamandan sonra tekrar okur, eleştirel ve tarafsız bir gözle yeniden okurum. Son düzeltmeleri yaptıktan sonra dergiye gönderirim.
Bazen doğa çarpar beni. Bir çiçeğin, bir yaprağın, bir otun, bir ağacın, bir filizin cereyanına kapılırım. Çimenlerde yürüyüp cennet yeşili otları ezerek kokusunu duyumsamak isterim. Balta girmemiş muhteşem ormanların derinliklerinde kaybolmak isterim. Yazarım.
Öykülerim başlıca Olağan Hikâye, Türk Edebiyatı, Edebiyat Ortamı, Geçerken, Yedi İklim, Hece Öykü olmak üzere çeşitli dergilerde yayımlandı.
“Beli Bükük ile Mezar Taşı adlı öykü kitabım Hece yayınlarından çıktı. Bu kitabın içinde 19 öykü var. Öykülerim çeşitlidir. Aynı türde yazmıyorum. Gerçekçi, büyülü gerçekçi, durum, olay öyküleri gibi… Öykülerin değişik türlerde olmasının, okurun bıkmadan okumasını sağlayacağını düşünüyorum.
Özne Edebiyat’a tekrar teşekkür eder, yolunuzun açık olmasını dilerim.
Rukiye SARAN AYDIN




