MASADAKİLER: MEHTAP DEMİRÖZ

Hayalperestin masasından merhaba,

Bende son on yıldır zaman tersine işliyor. Büyüdükçe kahverengi masalar yerine pembeye kaçar oldum. Salinger’in bir uçurumun kıyısında bütün gün çocukları yakalamak istemesi gibi ben de çocukları, siyah beyaz dünyanın kötülüklerinden ara renge, pembeye çağırmak için yazıyorum. Dolayısıyla masamda, sağımda, solumda hep çocuklar ve çocuk kurmacaları var. Yüz kez silinen, beş yüz kez düzeltilen, olgunlaşmak için bekletilen bir dosya var. Bir tutam uykusuzluk, eser miktarda da yorgunluk var. Fakat ne masamda ne de yüreğimde umutsuzluk, hayal kırıklığı, vazgeçmek yok.

Kızımla geceleri bir okuma rutinimiz var. Önceden okuduğum kitapları dokuz yaşında bir insancığın gözünden dinlemek bazen çok şaşırtıcı olabiliyor ve ben o anları çok seviyorum. 

Onu uyuttuktan sonra uzun kış gecelerinde kalan zamanımı bu masada içimdeki kız çocuğuyla sohbet ederek, konuştuklarımızı bazen postit kağıtlarına, bazen de ajandalara yazıyorum. Zihnimde toparladıktan  sonra da bilgisayarıma geçiriyorum. Burada çoğunlukla yalnızım ve kurgu dünyamı da bu yalnızlığın beslediğini düşünüyorum. Kendime sarılmalarımın, içimdeki çocukla konuşurken yazdığım satırların bakiyesini tutan bir masa bu. Yazarken bazen yangına su taşıyan karınca gibi hissediyorum, bazen de yel değirmenleriyle savaşan bir şövalye.

Beş yaşındayken, henüz büyümemişken sonsuz güven duyduğum o sahih dünyayı bugünün çocuklarına anlatmak geliyor içimden. Modern dünyanın eprittiği duyguları, silikleşen değerleri hatırlatmak istiyorum. Ebeveyn ve eğitimci kimliğinden sıyrılıp hayata onların gözünden bakarken, bazen sekiz bazen de yüz yaşında buluyorum kendimi.

Çocukluk sonsuz bir deniz. Ben pembe masamdan daima o denize bakıyorum. 

Geceleri her çocuk için gökyüzüne bir sözcük asıyorum, kimin kalbine kayarsa… 🙂

 

Mehtap DEMİRÖZ

Bir yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir