MASADAKİLER: NİHAN FEYZA LEZGİOĞLU

Merhaba Özne Edebiyat,

Masamın fotoğrafıyla birlikte kısa bir mektup gönderiyorum size. Mektupları hep sevmişimdir; yazmayı, almayı veya sadece okumayı. Dönüşen zaman değiştiremedi bu sevgimi. Ve yine o “zaman” bir ritüel sahibi yapamadı beni: Daima masada veya aynı masada çalışan biri değilim. Genelde -mevsim fark etmeksizin- sıcak şeyler içerek okuyup yazmak isterim ama bu da olmazsa olmazım değildir.  Ne anlatmak istediğimi daha önce iyice düşünmüş ve zihnimde bir şablon oluşturmuşsam gürültü rahatsız etmez beni, bulunduğum ortamdan kolayca soyutlanabilirim. Ancak henüz böyle bir şablon yoksa sessizliğe ihtiyaç duyarım.

Picasso’nun 1901 tarihli La espera (Margot) tablosu, çalıştığım masalardan birinde durur. Sevdiğim objelerden biridir bu. Picasso bu resmi yaptığında henüz yirmi yaşındadır ama La espera’yı yani Bekleyiş’i resmedecek kadar farkındadır her şeyin. Bu büyük sanatçılar, hayatın ne olduğunu ya da olmadığını çok önce sezerler; sıra dışıdırlar ve böylece hem yaşsız hem de ölümsüz kılınırlar. Fakat vakitsiz bir ağrı da eşlik eder onlara hep, bununla yaşamayı öğrenirler. İşte her armağanın bir musibet, her musibetin de bir armağan olabileceğini söyler bu resim bana. Görünenin daima bir sanı olduğunu fısıldar.

Şu sıra, ilk sayısı yakınlarda yayımlanacak bir edebiyat dergisi için yazı kaleme alıyorum. Tatlı bir yorgunluk var üzerimde. Bu yazı için yaşlılık ve ölüm konularında birçok okuma yapmam gerekti, masamdaki tablette hepsi.

Okuma yazmayı bilmediğim dönemde hikâyeler anlatırdım sürekli. Konuşkan bir çocuktum, diyebilirim. Bu bir şeyler anlatma isteği, okuryazar olunca, yazma arzusuna evrildi. Böylelikle kalıcı da oluyordu söylediklerim. Zaman içinde, insanların birbirinden çok farklı görünseler de aslında ne kadar benzer olduklarını fark ettim ve hepimizi yazmak istedim; çünkü bu hayret beni heyecanlandırmıştı. (Hayret edebilmek büyük lütuf. Eksilmesin dilerim.) Hepimizi yazmaya başladım sonra. Yazmak benim için bir sonuç. Her bileşeniyle hayata duyduğum hayretin, hayranlığın bir sonucu. Sevdiklerimizden bahsetme isteği gibi bir şey bu. Asla yitmiyor. Ve masa da kâğıt da kalem de bunu mümkün kılıyor işte.

Davetiniz için çok teşekkür ederim.

Sevgiler.

Nihan Feyza LEZGİOĞLU

2 yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir