Masadaki Atmosfer: Şu an masanızda size eşlik eden nesneler, detaylar veya ritüeller neler?
Öncelikle teşekkürler. Davet edilmek güzel bir şey. Özne Edebiyat’a misafir olduğum için mutluyum. Bu vesileyle sitenin de hayırlı olması ve uzun soluklu olması temennilerimi ileteyim.
Evde masada neredeyse hiç yazmıyorum. Laptop kucağımda değilse, en az on yıllık olan İkea laptop sehpasında oluyor. O yüzden aslında “Baba! Masa yok!” diyebiliriz. Birkaç aydır karakaleme heves ettim. Eskiz defteri, numaralı kalemler, hamur silgi falan aldım. Yazayım diye oturup yazmaktan vazgeçersem elim onlara gidebiliyor. O da sarmazsa karşımda “çalışmazsan n.h geliştirirsin kendini” diyen udla göz göze geliyorum. Derhal Ipadden notayı açıp biraz çalışıyorum mesela. Hiç olmadı karşımdaki TV’yi açıyorum. Eşlikçiler masada değil, salonun çeşitli yerlerinde aslında. Hobilerimle ilgili bir ritüelim yok, sıkılana ya da “Beceremiyorum ya” diyene kadar uğraşıyorum, sonra başka bir şeye geçiyorum. Ritüel kelimesini hasbelkader görür ya da duyarsam bir Ommm çekiyorum, karşıki dağlara bir şey olmuyor.
Masadaki Kelimeler: Şu sıralar masanızda neyin sancısı, hangi metnin çalışması var?
İşte soru diye buna derim ben. Zira roman yazdım. İlk defa. Biri sorsa da anlatsam diye hevesleniyorum tabii. Hikaye sayısı arttığı için onlarda bu duygu kayboldu, ama roman yeni bir his. Adı şimdilik “Nasıl Bilirsiniz?” gibi görünüyor ama değişebilir, sonuna bir şey ekleyebilirim, falan filan. Zaten nereden ne zaman çıkacağı da belli değil. Önemli olan yazmış olmam. Yaklaşık 200 kitap sayfası boyunca ipten düşmeden olayları, kişileri birbirine bağlayabilmek güzel. Ama o kadar da kolay değilmiş tabi. İlk tur okumasını çıktı alarak yaptım ve bir sürü hata var. Hem yazım, hem gramer, hem kurguda. Bir kısmını kendim tespit ettim, bir kısmını okuması için gönderdiğim arkadaşlar söyledi. Temel olarak beğenilmesi güzel, ama tabii ki gelin makyajı değilse de bir damat tıraşı şart yazdıklarıma. Şimdi onları düzeltmekle uğraşıyorum. Yanlış yaptığım şeylerden keyif alıyorum. “Evet ya, galiba roman yazmayı öğreniyorum” diye düşünmek güzel. Sancı varsa da keyifli bir sancı. Çıkması gecikirse ya da hiç çıkmazsa asıl sancı o zaman başlar bence. Yazma eylemi, en azından benim için, birileri okusun, afferin desin diye yaptığım bir şey değil. Aklıma gelen fikri ya da düşü kendimce en güzel şekilde kurabilmekten keyif alıyorum. Öyle olsa da eser ortaya çıkınca “Madem o kadar yazdım, birileri okusun beğensin ya” hissi devreye giriyor. O daha sancılı.
Masanın Ruh Hali: Bu masa sizin için neyi ifade ediyor (bir sığınak, bir kavga alanı, bir kaçış)?
Kemal Sunal’ın bir filmdeki “Şimdi ben buraya neden çıktım, niçin çıktım, nasıl çıktım?” konuşması gibi olacak ama “Ben masaya niye geldim, nasıl geldim?” Çünkü Masa var. Masa burada ve işlevsel. Duygusal açıdan yaklaştığım bir nesne değil kendisi.
Genelde şeylere anlam yüklemeyi sevmem. Sığınacaksam da, kavga edeceksem de, barışacaksam da hepsi kafamda ve insanlarla ilişkilerimde. Şeyler çoğunlukla bunların bir aracı olur ancak.
Hüseyin KILIÇ




