MASADAKİLER: MUHAMMED IŞIK

Masadaki Atmosfer: Şu an masanızda size eşlik eden nesneler, detaylar veya ritüeller neler?

Bir yazarın, bir şairin masası her zaman olmasa da çoğu zaman dağınıktır. Elbette düzeni sevenleri de bu hükmün dışında tutmak gerekir. Benim masam ise büyük, ferah ve yazara yakışır bir çalışma masasından ziyade, şartların el verdiği ölçüde kurulmuş mütevazı bir çalışma alanıdır.

Bazen zor şartlarda yazmanın da bir fırsat maliyeti oluyor. Kamu kurumunun soğuk, sönük ve kurumsal çalışma düzeni içinde, bize emanet edilen çalışma ortamından ne üretebiliriz diye verdiğimiz mücadelenin izlerini taşıyor masam. Mesai saatleri arasında işlerin ağırlığıyla yazma arzusu arasında kendime açabildiğim küçük bir alan burasıdır.

Masanın üzerinde bir bilgisayar, resmî evraklar, kalemler, zımba ve kaşe var. İyi bir müzik dinleyicisi olduğum için kulaklığım da her daim yanı başımda. Bir köşede okunmayı bekleyen kitaplar ve dergiler, başka bir köşede çoktan okunmuş, zihnimde hâlâ cümlelerini dolaştıranlar duruyor.

Belki büyük ve gösterişli bir yazar masasıyla karşılayamıyorum sizi. Fakat bu masa, şartların elverdiği ölçüde yazmaya, okumaya ve üretmeye tutunduğum yer. Resmî evrakların arasında kitaplara, bilgisayarın yanında cümlelere, mesainin ortasında yazıya yer açmaya çalıştığım küçük bir sığınak. Size de bu masadan, biraz dağınık, biraz sıkışık ama yazma isteği hâlâ diri bir hâlde merhaba demek istedim.

Masadaki Kelimeler: Şu sıralar masanızda neyin sancısı, hangi metnin çalışması var?

Bizim gibi fikir işçilerinin masasında sancı hiç eksik olmaz. Fırsatını kollayan metinler, sabırla sıra bekleyen yolcular gibi masanın bir köşesinde dizilir. Ne var ki bu sıranın da şaşmaz bir düzeni yoktur; dün en önde duran metin, bugün kendisini sıranın sonunda bulabilir.

Roman çalışmaları, dergi yazıları, kitap incelemeleri ve köşe yazıları arasında bitmeyen bir yarış vardır. Hangisinin öne çıkacağını, hangisinin önce tamamlanıp okuruna ulaşacağını kestirmek çoğu zaman güçtür. Zihnin bir köşesinde sürekli taşınan, üzerinde düşünülen, cümleleri kurulup bozulan metinler vardır; fakat bir türlü çalışma sırası onlara gelmez.

Sonra bir metin, hiç beklenmedik bir anda “acil” koduyla masaya bırakılır. O andan sonra bütün hesap değişir. Birkaç saat önce sıranın gerisinde duran çalışma, bir anda masanın başköşesine geçer; cümleler hızlanır, zaman daralır ve aynı gün içinde adresine ulaşmak üzere yola çıkar.

Galiba yazarlığın tabiatında biraz da bu var: Masada her zaman birden fazla metin, zihinde birden fazla mesele, takvimde ise hepsine yetmeyecek kadar zaman bulunur. Fikir işçisinin asıl mesaisi, belki de bu kalabalığın içinde hangi kelimeye, hangi metne ve hangi sancıya önce yetişeceğini seçmektir.

Masanın Ruh Hali: Bu masa sizin için neyi ifade ediyor (bir sığınak, bir kavga alanı, bir kaçış)?

Bu masa, benim için ekmek kavgasının baş aktörü olduğu kadar, iyi bir dert ortağıdır. Gün yüzüne çıkmamış nice metnin ilk şahididir; yarım kalmış cümleleri, tamamlanmayı bekleyen düşünceleri ve henüz kâğıda dökülmemiş hikâyeleri sessizce bağrında taşır. Bildiklerini kimseye anlatmaz, kendisine emanet edilen sırrı ifşa etmez.

Devlet meselelerine kafa yorarken de hayatın daha sessiz ve kişiye mahsus meseleleriyle uğraşırken de hep yanı başımdadır. Mesaiyle yazı arasındaki sıkışmışlığımı, yetişmesi gereken işlerin telaşını, bitmeyen mücadeleleri ve zaman zaman omuzlarıma çöken yorgunluğu görür.

Bu yüzden bu masa benim için ne yalnızca bir çalışma alanıdır ne de birkaç eşyanın üzerinde durduğu sıradan bir yüzey. Ekmek kavgasının sürdüğü yer olduğu kadar, kelimelerle hesaplaştığım, düşüncelerimi sınadığım ve bazen kendime bile söyleyemediklerimi kâğıda bıraktığım bir sırdaştır.

Muhammed IŞIK

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir