Bütün Vaatler şiirlerini uzun zamandır dergilerden takip ettiğim Ümit Çiçekli’nin ilk kitabı. Ebabil Yayınlarından çıkan kitap 2026’ın ilk ayında okurla buluştu ve kitabı yeniden elime almam ise neredeyse bir yıl sonrayı buldu. Yeni çıkan bir kitap hakkında yazmak tabii ki hem kitap hem şair/yazar hem de muhatap için oldukça önemli. Ancak bu yazıların zamanı beni düşündürüyor. Kitap çıkar çıkmaz çıkan yazıları hem olumlu hem de olumsuz buluyorum. Olumlu buluyorum çünkü her yazı kitabı ve şairi/yazarı edebiyat dünyasında daha kalıcı hale getirir. Kitap çıkar çıkmaz hakkında bir yazının çıkması da kitabın muhatabına ulaşmasına katkı sağlar. Olumsuz buluyorum çünkü günümüz yazın dünyasında, tamamen sosyal medya etkisiyle, kitap çıkar çıkmaz, alma, görselini paylaşma ve hakkında yazı yazma yarışı başlıyor. Her yazı için böyle bir yarış hırsının neticesidir demiyorum elbette ama etkisi de yok değil. Bu yüzden Ümit Çiçekli’nin bu ilk kitabını çıkar çıkmaz okumama rağmen bu yazıyı neredeyse bir yıl sonra yazmamım sebebi az çok böyle düşündüğüm içindir.
Ümit Çiçekli kitabının daha ilk sayfasında gündelik hayatın küçük ayrıntılarıyla karşılıyor okuru. Geç uyumak, sabahları yorgun uyanmak, az yemek ve kilo vermek. İlk bakışta bunlar herhangi bir insanın herhangi bir gününden alınmış sıradan ayrıntılar gibi durabilir. Ancak şiirin devamında öyle olmadığı çabuk anlaşılır. “Olanlar” şiirinde gündelik hayatın bu küçük ayrıntılarından hemen sonra gelen dizeler kişisel sıkıntıların aslında dünyaya karşı duyulan huzursuzluktan kaynaklandığı görülür. Modernist, kapitalist ve Müslüman olmayı aynı anda başarmaya çalışan erkekler eleştirilir. Şiirin asıl gerilim hattı da bu eleştirilerde saklıdır.
Yok satalım sataşırsa bize hem modernist hem kapitalist
Aynı anda Müslüman olmaya çalışan adamlar
Bu adamlardan cömert olmaz şu kadınlardan kadın şu şairlerden şair (s. 9)
Aslında şairin söylemek istediği aslık mesele sade çağdaş dünyanın çelişkileri değildir. Asıl mesele insanın çelişkisidir. Çünkü insan özellikle günümüz hız çağında birbirine uymayan hayatları aynı anda kendi bedeninde, ruhunda, düşüncesinde benimsemeye çalışıyor. İnsan sürekli kendi içinde bölünüyor. Bu da aslında hayatla değil de kendisiyle çelişmesine sebep oluyor. Çünkü günümüzde insanın inandığı şey ile yaşadığı şey çelişiyor, savunduğu düşünceyle yaptığı şey çelişiyor, içinde yaşadığı hikâyeyle olduğu kişi çelişiyor. Böylece insanın kendisiyle arası açılıyor. İnsan kendisiyle çelişiyor.
Çiçekli’nin “Bir kuşu herkes öper bir kişi öldürür bu hep böyle olur” (s. 11) dizesi şiirin en güçlü imgelerinden biridir. Sevgiyle şiddetin, merhametle kıyımın aynı dünya içinde yer alması birkaç sözcükle görünür kılınır. Şiirde bu çelişkiler açıklanmak, adlandırılmak ve okurun önüne sunulmak istenir. Bu istenç de Ümit Çiçekli şiirini bir mücadeleye dönüştürür. “Durmaksızın Yürüdüm” şiirinde
Niyedir ben yürüdükçe çekiliyor denizler eksiliyor yeryüzü
Eğdikçe başımı sesim niyedir dökülüyor kaldırımlara
Şimdi yürüdüğüm hangi yol beni evime götürür
Barındığım hangi oda sahiplenir ellerimi
Bu ay ışığının sesi böyle içli miydi hem
Hem içim böyle dertli miymiş benim
Demini inceden inceye aldığını musallamın bu yaşımda mı söylemeliydim
Hangi kış kırdı da benim narin dillerimi
Uyanıp şuramın acısıyla böyle Allah dedim
Bilmek gelmedi içimden çünkü yaramı sevdim
Dizeleri mücadelenin merkezini teşkil eder. Yürümek bir yerden uzaklaşıp başka bir yere yaklaşmayı, mesafe kat etmeyi düşündürür. Şiirde ise hareket edildikçe dünya eksilir. İnsan ilerlediğin zanneder ama ulaşabileceği alan daralır. Denizler çekilir, yeryüzü azalır. Yürüyüş varmaktan çok kaybın ta kendisine dönüşür. Kitabın tamamına yayılan imge burada anlatılıyor aslında. Çoğu şiirin öznesi, kim bilir belki de şairin kendisi, sürekli hareket edip bir şeylere yaklaşmak istiyor ama yaklaştıkça başka bir uzaklıkla karşılaşıyor. Karşılaşılan bu uzaklık ise “Başarısız Taşralı” şiirinde en net bir biçimde görünür.
Ben kendime iki adım kala
İlk adımı attım babamdan vazgeçtim
Sonraki adım kaldı önümde
Bütün görevlerimden istifa ettim
Bana göre değildi çünkü pürtelaş bir hayat
Bir düşünceye hapsolan orada sıkışıp kalmak
Olmaz dedim Ümit sana göre değil
Dokunmayı sevdiğini bilirler
Dokunduğun yerden vururlar seni
Anlaşman mümkün değil kendi yüzünle
Kendi yüzünle arana biraz mesafe
Biraz mola
Biraz yavaşla
Yaşını al üzerine otur düşün
İçinden geldiği gibi yaşarsan
İçine sinmeyecek bir şekilde ölürsün (s. 19)
Şiirin ilk dizelerinde yer alan baba imajı çok önemli. Baba sadece ailedeki bir bireyi temsil etmez. Baba aynı zamanda kişinin kendisinden önce kurulmuş dünya düzenini temsil eder. Bu düzenden vazgeçmek aslında geçmişi tamamen silmek demektir. Peki şair veya şiirin öznesi bunu tamamen silebiliyor mu? Hayır, babanın ayrılığını ilan ediyor ama tam olarak özgürleşmiyor çünkü kendisine iki adım kala duruyor.
Ben olamam sizin olduğunuz yerde
Olamam sizin terziniz
Alamam ölçünüzü
Kabullendim bütün maharet sizdedir (s. 20)
Şair bu dizelerle insanlığı bir kalıba sokmaya çalışan dünyaya itiraz ediyor. Kendisine biçilen ölçüyü kabul etmiyor ama kendi ölçüsünü de nasıl bulacağını tam olarak bilmiyor. “Online alışverişler / Online ilişkiler / Online annelik / Kiralık rahim” (s. 21) kafasını karıştırmış durumda. Bundan dolayı şair teknolojiyle oluşan yeni hayat biçimlerine de karşı durur. “Mutlu Bir Yürüyüş” şiirinde şairin karşı durduğu hayat tarzıyla yeni insan biçimi daha açık ifade edilir. “Her görüntüyü fotoğraflayıp / Kalbe bir şey bırakmamak mı dünya” (s. 32) dizeleri günümüz insanını anlatır. İnsan dünyayı kaydetmeye çalışırken aslında ondan uzaklaşıyor. Çekilen fotoğraflar kalabilir ama fotoğrafın çekildiği andan eser yoktur. Çiçekli’nin itiraz ettiği şey de tam olarak budur. Bu düşünce kitap boyu ele alınır ancak her zaman aynı yoğunlukta şiire dönüşemez. Çiçekli’nin bazı dizelerinde düşünce imgenin önüne geçer ve kavramlar şiiri nefessiz bırakır. Tam o anda “Bir kanamadır insan giderek pıhtılaşır” dizesi nefessiz kalan şiiri boğulmaktan kurtarır. İnsanı ne güzel anlatan güçlü bir dize. Çünkü insan hem yaralanan hem de yarısını kapatmaya çalışandır.
Bütün Vaatler’de dikkat çeken konular arasında din apayrı bir yerdedir. Belki başka bir yazıda bu konu daha derinlemesine ele alınabilir. Din ve metafiziğin yanında hareket şiirlerde göze çarpan bir diğer önemli unsurdur. Bu konuya biraz yürümek üzerinden değinmiştik ama “Kırık Rüya” şiirinde şu dizeler bu konuya yeniden dönmeyi hak ettiriyor:
Çok şey kaybettiğimiz besbelli
Beklememek mesela ne korkunç buna üzülelim
Bitirelim her şeyi perdeler çekilsin, kapansın bütün fasıllar
Mümkünse kalmasın, gözü yaşlı kimse pencereler ardında
Saksıda su bekleyen bir çiçek olmadığımı
Suya giden bir çiçek olduğumu bastırarak söyle onlara (s. 43)
Bir çiçeğin su beklemesi veya suya gitmesi ilk bakışta özgürlük simgesi olarak görülebilir. Ancak bu imge özgürlükten ziya etken olmayla edilgen kalma arasında bir yerde duruyor. Şöyle ki şiirde su bekleyen bir çiçek var. Bu kendisine verilmesini beklediği şeye bağımlı. Bir de suya giden çiçek var. Bu da kendi ihtiyacını tanıyan ve ona doğru hareket edendir. Peki bu çiçek suya varıyor mu? Onu bilmiyoruz çünkü Çiçekli şiirinde asıl mesela varıştan çok yöneliştir. İnsan aradığı şeye ulaşmasa bile ona doğru hareket etmesi de önemlidir.
Son Not
Ümit Çiçekli’nin bu ilk şiir kitabı Bütün Vaatler’i Türk şiiri içinde düşünürsek belli bir kuşağa ve yönelişe dâhil etmek için henüz erken diyebilirim. Ama elimizdeki şiirlerine bakarak Ümit Çiçekli’yi ne İkinci Yeni’nin imge dünyasında kayboluyor ne de İsmet Özel gibi şiiri doğrudan bir protesto ve ideolojik itiraz aracına dönüştürüyor. Bence Çiçekli şiiri toplumsal eleştiriyle bireysel hesaplaşma arasında bir yerde duruyor.
MUSTAFA BOSTAN




