Düzenli ve tertipli bir masamın olduğunu söyleyebilmek isterdim ama; çoğunlukla dağınık bir masa üstüne sahibim. O dağınıklık gözüme fazlasıyla batar vaziyete erdiğinde, bir el atsam iyi olur diyorum. Bu masayı altı şubat depreminden sonra almak nasip oldu. Öncekini maalesef depremde yitirdik (yitip giden masa olsun). Akşam olup da ev ahalisinin sesleri sessizliğe karıştığında, onun bir masa olduğunu ve beni beklediğini daha iyi anımsıyorum. Buna rağmen belki de mizacım bir etkisinden olsa gerek her zaman masada oturamıyorum. Bir süre sonra kendimi kanepe bulabiliyorum. Bazen de mutfakta. Ürettiklerimin azımsanmayacak kısmı mutfakta olmuştur. Neden? Ham madde kaynaklarına yakın. Çay, kurabiye, kahve… Fakat evimizi çoğu zaman annemiz veya babamızla paylaşmamızın da bunda rolü çoktur. Masanın olduğu oda onlara tahsis edildiğinde geriye bir tek masa kalıyor. Mutfak masası. Odada biri konaklamıyorsa masamı daha çok kullanabiliyorum.
Masadaki kitapları üçe ayırabilirim. Okuduklarım, hâlen okuyor olduklarım ve okumayı düşündüklerim. Bunların bir kısmı arkadaşlarımın, tanıdıklarımın yazdığı metinler. Çünkü yakın çevremdeki insanların neler yazdıklarını, neleri aradıklarını merak ediyorum. Bir de elimin altında her zaman ulaşılabilir olan sözlükler, kelimeler. Hemen üstte kızımın yaptığı “Sumud Filosu” nu anımsatan bir resim var. Çocuklar kendi yaptığı şeylerin ebeveynlerindeki konumunu çok önemserler. Yanı sıra, aklımızdan mümkünse çıkarmamız, gündemimizden düşürmememiz gereken şeyler var. O resim biraz da bu yüzden tam karşımda duruyor. Başka kim var? Pembe panter. Severim. Çizgi filmlerini zaman zaman izlerim. Bir yerde Daniel Pennac “günlük hayal dozu”ndan bahseder. Hepimizin bu doza bir miktar ihtiyacı yok mu? Belki de çocuk edebiyatına olan ilgimin temelindeki şeylerden birisi bu olabilir. Çünkü hayatın olağan akışı bizi seri üretim ürünlerine dönüştürmek için elinden geleni ardına koymuyor.
Yazılarımı nadiren kağıda veya deftere yazıyorum. Ancak çantamda her zaman bir defter taşımaya dikkat ederim. Bir cümle, bir olay, bir imge aklıma gelirse not düşmek için. Onun dışında yazılarımı, metinlerimi bilgisayardan yazıyorum. Yazarken eğer çay ve türk kahvesi bulabilirsem hâlime şükretmem de ne yaparım? Sesli ortamlardan çabuk etkilenirim. Kahvehanelerde, sesli mekânlarda yazabilenlere gıpta ederim. Tüm bunları tekrar gözden geçirirken masamın pek de kıymetli olduğunu fark ettim. O hâlde Allah masalarımızı ve masalarımızı dolduran ziynetlerimizi başımızdan eksik etmesin diyeyim.
Salih ERAYABAKAN




