Siz masa istediniz diye masamı paylaşıyorum ama benim için yazı alanı yalnızca bilgisayar. Onu her yere götürebilmek sınırsız özgürlük demek. Notlarımı da telefona alıyorum ki bilgisayarımdan da bakabileyim veya tam tersi de oluyor. Şu anda bir kuş ordusunun sesi geliyor. Bazen fazla coşup odaklanmamı engelliyorlar. Rahatsız oluyorum. Çünkü çalışırken kendimi kaybetmem gerek. Temel ihtiyaçlar dışında yerimden kıpırdamam. Bu disiplini ise tez yazarken kazandım.
Bu aralar sanat ve özgünlük konulu bir yazı üzerine çalışıyorum. Kurgu dışı yazmayı da kurmacaya benzetiyorum. Önce kafamda olgunlaştırır, sonra hem araştırmak hem yazmak için masaya otururum. Bu süreçler yazdığım metnin hacmine ve katmanlarına göre değişir.
Yazarken olmazsa olmazım veya ritüelim yok. Sadece farklı mekanlarda yazmayı seviyorum. Manzaraya karşı sakin bir masaya otururum, kalabalıkların dikkatimi dağıtmasına izin vermem.
Çalışmak benim için terapi gibi. Gerçek hayatın tekdüzeliğine karşı hikayelerimin renkli atmosferi bana iyi geliyor. Yazma eylemini bir oyun gibi görüyorum. Ne kadar zor metinler yazsam da yolculuğun çetrefilli hali bana eğlenceli geliyor. Belki de bu yüzden karakterlerim mutsuz değil. Yaşadıklarıyla dalga geçiyorlar.
Son olarak yazımını tamamladığım ama dönüp dönüp üzerinde çalıştığım romanımdan bir alıntı paylaşmak istiyorum. Çünkü o da bilgisayarımdaki sekmelerden biri.
Mesela buradaki mor salkımların ömrü birkaç gündür. Taç yapraklarının rüzgâra direnmeye gücü yetmez. Buranın kadınları da mor salkıma benzer. Kendilerini akışa bırakırlar. Direnmezler. Ben de direnmedim. Annem de direnmemiş. Dönüştüğümüz şey içimizdeki cevherin mahareti.
Zeynep KAHRAMAN FÜZUN




