MASADAKİLER: EMAME AKMAN HARMANCI

Kafamızda onlarca sahne. Durgun, sıkıcı karakterler. Bir kağıda dökülmek için beklerken zihnimize ufak iğneler batırarak bizi rahatsız eden hikayecikler. Bir de sağda solda öbeklenmiş kitap yığınları. Okunmayı bekleyenler, zaten okunmuş olanlar ancak kitaplık rafına yollamak istemediklerimiz. Kafamın içi de masam da bazen böyle darmadağın bazense derli toplu. İkisi anlatırken iç içe geçti sanırım. En iyisi odağı masaya almak.

Fotoğraflamak için elbette biraz düzenlemiş olabilirim ama genel olarak benim “yazar masam” tertiplidir. Nedir bu yazar masası, yakın zamana kadar bilmiyordum aslında. Ödevini salon halısının üzerinde yapan 90’lar çocukları gibi (yani biz), ben de bilgisayarımı koyabildiğim yemek masalarında yazılarımı yazıyordum. Yakın zamanda bi aydınlanma yaşadım ve Taner Bey’e “Neden benim bir yazar masam yok” diye sormaya başladım. Bir şeyler okurken bir yandan deftere not almak, elinin altında olmasını istediğin kitapların, dergilerin, ayraçların, mumların ve kalemlerin hemen göz hizanda olması, ruh dünyama iyi gelecek tüm dağınıklıkların bir arada ahenkle durabileceği kompakt bir alana sahip olma fikri aniden çok geç kalınmış bir gereklilik gibi görünmeye başladı.

Bu fikirle aydınlandıktan sonra artık bir gün bile “yazar masam” olmadan yaşayamayacak gibi hissediyordum. Can havliyle telefona sarıldım. Trendyol’dan istediğim ölçülerde bir masa seçtim. Ancak gelin görün ki benim aslında bir çalışma odam da yoktu. Ve yakın zamanda daha fazla odalı bir eve çıkamayacağımız için elimdeki imkanları değerlendirmem gerekiyordu. En geniş odalardan olan yatak odamın bir köşesine yazar masasını konuşlandırabileceğimi fark ettim. Kulağa tuhaf gelse de aslında bekarken de yatağımızla çalışma masamızın aynı yerde bulunduğunu düşünürsek, çok da absürt bir şey değildi. Fiyat performans ürünü olan masam, yerine kurulduğu günden beri beni daha havalı bir yazar gibi hissettiriyor. Bazen ders çalışan öğrenci bazen de kahvesini yudumlayarak yazılarını yazan bir muharrir edasıyla mübarek masanın hakkını vermeye çalışıyorum diyebiliriz.

Süs eşyası olarak kullanılmak üzere evimde duran ufak çini bir tabağı bardak altlığı olarak kullanıyorum. Çalışırken çay ya da kahve oluyor onun üzerinde. Çoğunlukla çay tabii. Nadiren mum yakıyorum. Mum ışığı, tüm atmosferi başka bir boyuta taşıyor cidden. Şiir kitaplarını dönüşümlü olarak elimin altında bulundurmaya çalışıyorum. Bana göre onlar öykü, roman gibi oturup sayfaları hızla çevrilip okunacak türden eserler değil. Şiirle zamana daha çok yayarak, bazen geri dönüp tekrar okuyarak ve belki yeni anlamlar yükleyerek haşır neşir olunması lazım sanki. Bu yüzden şiir kitapları kolay erişebileceğim şekilde masada kendilerine yer buluyorlar.

Yakın zamanda okumayı planladığım ve okuduğum halde dönüp arada tekrar bakmak istediğim kitaplar dekorun geri kalan kısmı. Okunmayı bekleyenlere sıra yavaş geliyorsa, onlara bakınca bir daralma hissediyorum. Vakit  ne kadar az, hayat ne kadar karmaşık ve gürültülü. Bekleyen kitaplar ne kadar sabırlı. Gibi şeyler söylüyorum içimden.

Zaman zaman haddinden fazla kitap oluyor üzerinde. İç sesimin, hayatıma dair bana sık sık fısıldadığı o ifadeyi duyuyorum hemen: “Kitaplarla kuşatılmış bir hayat.” Ve bu dağınıklık böylece beni rahatsız etmiyor. Kargodan yeni gelen kitaplar hemen okuyamayacak olsam dahi incelemem, temas etmem ve göz gezdirmem için birkaç gün masanın bir kenarında bekliyorlar. Sonra kitaplık raflarında kendi yayınevlerinin olduğu bölmeye götürüyorum onları. Bir keresinde onlarca kitabı üst üste dizip kucakladığımda salon kitaplığına gidene kadar onlara sıkıca sarıldığımı, oyy canlarım diye sevmeye başladığımı fark edip hemen durdurdum kendimi. Tövbe estağfurullah. Kitapları obje olarak bile seviyoruz dediysek de iyice deli etmedik herhalde kendimizi. Değil mi?

Son olarak ekliyorum. “Beyaz giyme toz olur” demişler. Tam tersi miydi? Her neyse. Beyaz yazar masası çok toz gösteriyor arkadaşlar. Hemen her gün silmek gerekiyor. Yine de seviyorum, gidip söyleyeyim en iyisi.

Emame AKMAN HARMANCI

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir