MASADAKİLER: AYŞE ALTINTAŞ

Hiçbir zaman kendime ait bir çalışma masam olmadı, bunu bir eksiklik olarak da görmedim. Uzun çay saatlerim vardır. Hep o vakitlerde yazarım. Zaten kolay kolay sabit oturabilen biri değilim. Oturduğumda ise tam bir sessizlik ararım; sakinliği bulamazsam üzerinde çalıştığım dosyaya odaklanamam. Her yazarın bir ritüeli var sanırım, benimki de bu.

Bu eve taşındığımdan beri salon penceremden görünen ağaçları izleyerek yazardım. Yukarıdaki görsel de aylar önce çektiğim bu manzaradan. Ancak onları kestiler. Ağaçlarım gittiğinden beri perdelerimi açmıyorum.

Yazma alışkanlıklarım türlere göre değişiyor. Şiir dışındaki metinlerimi çay eşliğinde telefonda düzenler, ardından bilgisayara aktarırım. Şiiri ise genelde yatağımda uzanıp yazmayı severim. Gecenin sessizliğini seviyorum. O sessizlikte kelimelerin kafasını ezebiliyorum. Son rötuşlarını yine çay saatlerime bırakıyorum.

Eğer bir masam olsaydı, üzerinde derin bir kaybolmuşluk hissi birikmişti. Bir süredir tam olarak bu hâldeyim. Ne zaman düzenli şiir yazamasam ya da hayatın mücadelesi ağır gelse bu duyguya kapılırım.

Şimdilerde çok fazla üretemediğim bir dönemden geçiyorum. Daha doğrusu, yaklaşık bir yıldır şiirden uzak kaldım. İlhamla seyrek görüşüyoruz. Zihnimde olgunlaşmayı bekleyenler var elbette fakat günlük koşturmacaların ve hayat telaşının içinde kaybolmuş gibiyim.

Diğer yandan üzerinde çalıştığım bir dosya var. Çocuk edebiyatı ile ilgili bir dosya. Ağır ağır ilerliyor ama çok şükür var.

Tüm bu karmaşanın ortasında edebiyat sığınabildiğim, nefes alabildiğim tek kaçış rampam olmaya devam ediyor.

Ayşe Altıntaş

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir