Bu masa ilkokul öğrencisi oğlumun çalışma masasıdır, konumuzla hiç alakası yok. Size göbeğimin fotoğrafını göndermeyi uygun bulmadım, çünkü masa yerine göbek kullanan bir yazarım. Yatarak çalışırım daima. Masa, kâğıt, kalem kullanmam, kitapları çizmem, not almam. Sadece laptop, göbeğim ve parmaklarım varız. Haliyle bu mübarek cisme sadece son ilgilendiğim kitapları koydum, ona ruh halimi yansıtmaya çabalamak da bu şartlarda fuzuli. Belli bir odayı da kullanmıyorum ayrıca, yeter ki yatay pozisyon alayım. Yalıtılmış olması kaydıyla hemen her yerde yazabilirim, sesli veya sessiz her yerde, her şartta okuyabilirim. Fotoğraftaki masanın sahibi oğlum Yusuf Efendi beni bu konularda eğitmiştir, sağ olsun. Omuzlarımda azarken, üstümde tepinirken, naçiz bedenime amansız uzaylı yumrukları saydırırken bile okuyabilmemi sağladı yıllar süren çabasıyla.
Şu aralar yeni bir öykü dosyası bitirdim. Ona ondan önce doğmuş kardeşleriyle beraber yayınevi bakınıyorum. Yeraltı türünden yarım bir romana kurulmuş vaziyetteyim. Türler arasında fink atıyorum, önce üstkurmaca roman denedim sonra bilimkurgu, bir de böyle olsun. Kapalı kutunun düğmesini arıyorum.
Yazarken sancı çekmeyenlerdenim, aksine huzur bulanlardanım. Zorlandığım zamanlar elbette oluyor (metnin derin edisyon aşamalarında nadiren) fakat o anlardan da ayrı keyif alıyorum. Yazmak uzun zamandır hayatımın ana motivasyon ve mutluluk kaynağı. Yazmadığım zamanların tatsızlığı biriktikçe hassas sinirlerim iyice geriliyor. Okumak da merhem olmuyor bir zaman sonra, yazıp kurtuluyorum.
Yazma sürecim bir tür lolipop emmece, legodan kule yapmaca, nostaljik film izlemece; ağlamaca, gülmece şeklinde geçer. Yazdıklarımı yaşarım genelde. Hepsinin dönüşken iç dinamiklerin yeni sürümü olduğunu bilirim. Hatıraların; açıkta kalmış, belki örselenmiş sinir uçlarının şekil değiştirmiş yansımaları olduğunu bilirim. Kabuk kazıma, yeni derime alışma çabasıdır yazmak bana.
Fatih SELVİ




