Yazmak için kendine ait bir masan da olmalı, belki de… Ama benim yok. Bazen mutfak masası, bazen çocukların çalışma masası, bazen de salon masası. Hangisi boşsa. Hangisi o an öncelikli olan işlevini yapmıyorsa. Nedenini sormayın, zaten biliyorsunuz.
Şuan salon masasında aslında zihnimdekileri topladım. Ailem, yazdıklarım, yazacaklarım, ördüklerim, okuyacaklarım ve defter kalem. En sonda ortaya çıkacak ucube taslağı klavyeleyecek minik tabletim. Bu kadar.
Zihnimin iki üç şeyi aynı anda yapamadığını, yaptığında yoğun strese girdiğini fark edeli çok olmadı. Artık daha sade bir işleyiş benimsiyorum. Açık sekmeleri kapatmadan yeni sekme açmamayı öğrendim. Yavaşlıyor muyum? Evet, acelem ne ki? Niçin yarışacağım? Yazmak benim hobim değil mi? Beni yorduğunda, strese soktuğunda bunu niçin yapayım? Yapmıyorum.
Bu aralar yazmıyorum. Ev taşıdım, yerleştim, çocukları okullarına yerleştirdim, buzluk hazırlığı yaptım, şimdi sıra soslarda…
Var olanı ve var olabilecek olanı yazar kalemim genelde. O kadar çok gözlemişim ki etrafı, artık bunları kaydetmek gerek. Birileri “Küçük dünyandan bize ne?” diyorlar, desinler. Büyük dünyanın da hali ortada. Onu da yazıyorum elbet. Bazen ironi bazen mizah ile yumuşatıyorum katı konuları. Bazen ise olduğu gibi dümdüz. Tabii bir de okuyan olsa 🙂
Hava KANTAR YILDIRIM




