İ. Usame Yördem’in Her Şeyden Biraz, Hiçbir Şeyden Tam Değil kitabı

Yarım Kalan Hayatların İzinde

Kitap Tanıtımı | Özne Edebiyat

İ. Usame Yördem’in Her Şeyden Biraz, Hiçbir Şeyden Tam Değil adlı öykü kitabı, Mahal Edebiyat tarafından yayımlandı. 2026 Mahal Edebiyat Öykü Yarışması’nda birinciliğe değer görülen kitap; yoksulluk, göç, şiddet, yalnızlık ve kayıp çevresinde şekillenen sekiz öyküyü bir araya getiriyor. Şiir, deneme ve öykü alanlarında eserler veren Yördem, bu kitabında toplumsal olayların bireylerin gündelik hayatındaki karşılıklarına yöneliyor.

Kitabın öykülerinde hastalıkla mücadele eden bir çocuk, geçim sıkıntısı yaşayan bir baba, şiddete maruz kalan bir kadın ve sevdiklerini kaybeden gençler yer alıyor. Evler, işyerleri, bir otobüs ve deprem sonrasında sığınılan açık alanlar, bu hayatların karşılaştığı güçlüklerin mekânlarını oluşturuyor. Muharrem Taş, Pippa Bacca, Rojin Kabaiş, Emine Bulut ve Taha Duymaz’ın da aralarında bulunduğu kişilere yapılan ithaflar, öykülerin toplumsal hafızayla bağlantısını belirginleştiriyor.

“Öksürük Kışı”, zemherinin ortasında bir çocuğun dinmeyen öksürüğüyle başlayan çaresizliği konu ediniyor. Dumanı tüten sobanın çevresindeki hayatı, hastalık kadar yoksulluk ve yardıma ulaşmanın güçlüğü de belirliyor. Muharrem Taş’a “utançla ve hayıfla” ithaf edilen öyküde, coğrafyanın ve yaşam koşullarının bir ailenin karşısına çıkardığı engeller anlatılıyor. Çocuğun hastalığı etrafında gelişen olaylara, bekleyiş ve çaresizlik eşlik ediyor.

Pippa Bacca’ya ithaf edilen “Ha, Ha”, kaldırım taşlarını sayan, adımlarını kendine özgü alışkanlıklarla düzenleyen bir kişinin dünyasına açılıyor. Mahalle bakkalında başlayan karşılaşma, güven ve savunmasızlık meselelerini gündeme getiriyor. Dünyayla ilişkisi başkaları tarafından olağan dışı bulunan bu kişinin yaşantısı üzerinden, tanıdık bir çevrenin içinde karşılaşılabilen kötülük ele alınıyor.

“Bütün Bir Umudu Parça Parça Yitirmişçesine”de savaş ve göç, bir çocuğun yaşantısında karşılık buluyor. Kamyon kasasında yapılan yolculuk, annesizlik ve yabancı bir çevrede korunmasız kalmak, öykünün başlıca meseleleri arasında. Çocuğun çevresindeki yetişkinlerle ilişkisine güven sorunu eşlik ediyor. Emani Al-Rahmun ve Mohammed Nourtani’ye ithaf edilen metin, yurtsuzluğun ve kaybın çocukluk üzerindeki etkilerine yöneliyor.

“32 Viraj Yahut İkinci Tekli”, şehirlerarası bir otobüste geçiyor. Yolculuk, kimlik kontrolleri ve yan koltuktaki kadını gözlemleyen anlatıcının iç konuşmalarıyla ilerliyor. İletişimsizlik, tedirginlik ve insanlardan uzak durma isteği, Rojin Kabaiş’e ithaf edilen öyküde bir araya geliyor. Anlatıcının kendi kabuğuna çekilme arzusu şu cümlelerde dile geliyor:

“İnsanların arasına hiç kimse olarak karışmayı seviyordum. Tanınmamayı, tokalaşmamayı, kafa tokuşturmamayı, susmayı ve öylece yola bakmayı istiyordum.”

“Erkekler Neler Doğurur”, çalışma hayatını yoksulluk ve babalıkla birlikte ele alıyor. İsmail Devrim’e ithaf edilen öyküde, bir okul pantolonu alamamanın ağırlığı ve bir babanın çaresizliği anlatılıyor. İşyerinin gündelik düzeni ve işçi koğuşları, geçim sıkıntısının yaşandığı çevreyi oluşturuyor. Öykü, emeğin ve yoksunluğun insan hayatındaki karşılıklarını konu ediniyor.

“Teessüfler ve Terennümler Armonisi”nde, eski bir dava vekilinin çalışma odasında anlatılanlarla bir kadının geçmişine yöneliyoruz. Yıllarca süren şiddet, annelik ve öğrenilen bir sır, anlatının merkezinde bulunuyor. Emine Bulut’a ithaf edilen öykü, kadının yaşadıkları üzerinden vicdan, intikam ve adalet meselelerini ele alıyor. Kadının anlattıkları, kişisel bir hesaplaşmayla hukuka ilişkin soruları aynı olay örgüsünde buluşturuyor.

“Ağlamak İstiyorum Sayın Seyirciler”, gündelik hayatın depremle kesintiye uğramasını anlatıyor. Dershane kaygılarının yerini yıkım, açık alanlara sığınan kalabalıklar ve sevdiklerinden haber alma çabası alıyor. Taha Duymaz’a ithaf edilen öyküde, sevgilisine ulaşmaya çalışan bir gencin arayışına eşlik ediyoruz. Felaket öncesindeki hayata duyulan özlem şu sözlerle anlatılıyor:

“Hep şikâyet ettiğin sıradanlık, bir anda yoksunluğunu çektiğin bir şeye dönüşüyor. Rutini bu kadar çabuk özlemeyi aklın almıyor.”

Kitabın son öyküsü “Üzül Ama Bunu Bir Alışkanlık Haline Getirme”, babasını kaybeden bir gencin yasını konu ediniyor. Yemek masasındaki ayrıntılar, yenilen bir lokma, soğuk bir içecek ve arkadaşların nasıl davranacaklarını bilememeleri, kaybın gündelik hayat içindeki görünümleri olarak yer alıyor. “Neval’in biricik babacığına” ithaf edilen öyküde yas, hayatın sürmekte olan hareketliliği içinde anlatılıyor:

“Bir şeyi kaybetmenin büyülü bir tarafı yoktu. Safi acı. Katran gerçek. İç içe geçen bir şeyler. Matruşka duygular. Sert geçişler.”

Her Şeyden Biraz, Hiçbir Şeyden Tam Değil, farklı hayatları eksiklik, yalnızlık ve kayıp etrafında bir araya getiriyor. Savaş ve göçten geçim sıkıntısına, aile içindeki şiddetten depreme uzanan konular, öykü kişilerinin yaşadıkları ve iç konuşmalarıyla aktarılıyor. İthaflarla birlikte hatırlama meselesi de kitabın başlıca izlekleri arasında yer alıyor.

1996 doğumlu İ. Usame Yördem’in öyküleri Hece Öykü, Lacivert Öykü ve Şiir, Olağan Hikâye ve İshak Edebiyat gibi mecralarda; şiirleri Varlık, Yeni E ve Natama’nın da aralarında bulunduğu dergilerde yayımlandı. Yazarın önceki kitapları arasında Yalnızlık Senfonisi, Otogarafobi, Göğün, Yerin ve Bülent Abi’nin Yüzü, Bir İşçinin Probleme Dönüştüğü Matematik ve 2024’te yayımlanan Her Şey Başta Çok İyi Gidiyordu bulunuyor.

Künye: Her Şeyden Biraz, Hiçbir Şeyden Tam Değil — İ. Usame Yördem. Mahal Edebiyat, 2026. Öykü, 88 sayfa. ISBN: 978-625-90240-7-3.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir