İnsanın iç eğilimi doğal olana yatkındır. Kendiliğimiz için buna ihtiyaç duyarız. Evimde en çok kendim olabildiğim yer çalışma masam. Özellikle ağaçla, ahşapla ünsiyet kurmayı hep sevdiğim için çalışma masam ve kütüphanem ağaçtan. Masamın üst rafında dönem içinde okunacaklar kitaplar yer alıyor. Aralarında mutlaka kuram, kurmaca ve şiir kitapları var. Bu aralar Ülkü Tamer ve Sohrab Sepehri göz hizamda. Ayrıca Kierkegaard’ın ve Jung’un kitapları yazma konusunda benim kaynak kitaplarım hâline geldi. Orhan Pamuk’un Kara Kitap’ı masamın üzerinden hiç ayrılmaz. Dönüp dolaşıp sayısız kere okuduğum bölümler vardır içinden.
Yazmak için odamda yalnızlığa ihtiyaç duyarım. Çayım veya kahvem mutlaka vardır. Sarı ışık benim en takıntılı olduğum konu sanırım. Beyaz ışık altında asla çalışamıyorum. Dingin, sıcak bir atmosfere ihtiyaç duyuyorum hep. Ve tabii ki müzik… Çoğunlukla yazdığım her öykünün bir şarkısı olur. Yazarken veya yazdıktan sonra defalarca dinleyerek kendimi şımartırım.
Bu masa benim matrixten çıkış yerim gibi. Soyutlanmak ama daha da varlığımı duyumsamak. Kendimi belki de en çok sevdiğim ve aynı zamanda kendimle en çok hesaplaştığım yer diyebilirim. Tamamen bir iç kazı bu. Bazen hunharca bazen şefkatle.
Bu aralar kendi öykü dosyama çalışıyorum. Yakında çıkacak kitabımın son düzenlemeleri içindeyim. Hem örtük bir gerginlik hem de sakin bir heyecan içindeyim. Bir eşiği atlamak gibi ama epey büyük bir eşik benim için. Çıkardığım kitapla kimler beni bulacak merak ediyorum.
Rüveyda DURMAZ KILIÇ




