MASADAKİLER: HÜSEYİN AHMET ÇELİK

“Eve dön!” ne kadar hoş bir davet değil mi? Fakat insan, “eve dön” çağrısına muhatap oluyorsa, eve dönmeye zorlanıyorsa bir uzaklık hastalığına duçar olmuş demektir. İnsan ya hiç uzaklaşmamalı evden ya da mesafelerden razı olmalı. Arası, ortası, arafı yok “ev”in. Kuytusu var fakat! İçi, tenhası hatta. İstanbul’dan Adana’ya gönüllü gönülsüz dönüşümde keşfettim iç evi, ev içini, aslında şunu: masa! (Ticaret hukukunda müflisin mal varlığının tümüne masa denir.) Bir yazarın mekânı masasıdır deyiverdim, demek zorundaydım çünkü, denize düşen bulurdu elbet bir can simidi. Evet! Yazarın merkezi yazıdır, mekânı da masadır, masasıdır. Taşra, dışarı, uzak nedir öyleyse? Düşünme hâlinden, okuma arzusundan, yazma çabasından, aynaya çatık kaş bir bakış fırlatma cesaretinden, kendiliğin keşfinden mahrum kalmaktır… Yürürken, okurken, hayal kurarken ve … ile yüzleşirken topladığın yemişlerin sofrasıdır masa. (Masa, bize Rumcadan geçmiş olsa da İtalyanca sofra anlamına gelen mensa sözcüğünden alıntıdır.) 

Küçük (niceliği az olan), seyyar (belli bir yeri olmayan), portatif (kolay taşınabilen) bir masa aldım o günlerde. Evin en sessiz [mevsimine göre en sıcak ya da en serin] köşesi neresi ise masamı oraya çekiyorum ve okumam gerekeni orada okuyor, yazmakta olduğumu orada yazıyorum. Masa dışında da okurum elbet fakat masada okumaya özen gösteririm, masada okumayı önemserim.

Başka masalarda da okurum ve yazarım. Artık bir kitaplığa dönüşen çalışma masamın boş bir kenarcığında, salondaki yemek masasının ucunda, mutfak masasında, öğretmen masasında, bir kafenin müşteri masasında… Ancak hiçbiri, nereye gitsem oraya sürüklediğim, estetik bir yanı olmasa da yersizliğini bir mekân kılabilen, sıradanlığı tercih sebebi  sayılan o küçük, seyyar, portatif masamın yerini tutamaz. 

Okuma programımda yer alan kitaplar, kitaplık raflarından inip çalışma masamın üzerindeki dizilere girer öncelikle. Her gün birkaç sayfa, bir başlık, bir bölüm, bir meclis okuduğum kitaplar da vardır. O günün kitapları hangileriyse iri, sabit, mûkim çalışma masamdan küçük, seyyar, portatif masama geçer.

Bilgisayarda yazmayı severim. Defteri bırakmış değilim, pek çok öykümü deftere yazdım aslında. Fakat şu sıralar tablete alışmaya çalışıyorum. Masam, yazmaktan ziyade okumaya elverişli. Daha az yer kapladığı için tableti (ama muhakkak klavyeyle) kullanmaya başladım. Son öykümü, son denememi ve bu yazıyı tablette yazdım. Masamın daimi konukları arasında yazı araçlarım olan tablet ve klavye de var artık. Kalemle okuduğum için masamdan kalem hiç eksik olmaz. 

Hüseyin Ahmet ÇELİK

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir