Neden bir yazar masasız anılmaz? Hatta ünlü düşünür Dadalus Farinus, “Masasız
bir yazar, eşeksiz bir çerçiye benzer.” der. Bunun nedeni rivayetlere göre şudur: Büyük
yazar Piliguri Rice anasından bir masa ile doğmuştur. Önceleri yerde yazan yazarlar, bu
olayı takiben masa kullanmayı uğurlu saymış; zamanla da masalar, yazarların ikinci
gölgelerine dönüşmüştür.
Bu anlatının tarihsel doğruluğu elbette tartışmalıdır. Zira tarihçiler, Rice ile
birlikte doğan masanın çekmeceli olup olmadığı konusunda ihtilafa düşmüştür. Ancak
üzerinde fikir birliğine varılan bir ayrıntı vardır ki o da anasının masayı yazardan daha
çok sevmiş olmasıdır.
Benim masama gelince; farklı dünyaları birbirine bağlayan bir sınır kapısıdır. Bu
kapıdan nice cinler, şakacı kadınlar, palavracı adamlar, garip hayvanlar, kaybolmuş diller,
unutulmuş şehirler, saçma hayatlar, çeyrek tanrılar, uzun yollar ve henüz yaşanmamış
yıllar dünyamıza geçiş yapmıştır. Masamın üzerinde bazen hakem değerlendirmesinden
dönmüş bir makale ile henüz ilk cümlesini arayan bir öykü yan yana bekler. Beklerken de
sıra kavgasına tutuşurlar. Birinin istediği kanıt, diğerininki ise anlamdır. Çoğu zaman
aralarını bulmak bana kalır. Ama nihayetinde beklerler; doğru cümleyi, doğru sesi, doğru
sessizliği, doğru belleği…
Bu aralar masamın önemli bir misafiri var. Yakında yayımlanacak olan romanım
Kösadil Cumhuriyeti. Cumhuriyet henüz resmen kurulmadığı hâlde vatandaşları
şimdiden itiraz dilekçeleri vermeye başladı. Bazı karakterler hikâyelerinin
tamamlanmadığını düşünürken bazıları ise kitapta neden yer aldıklarını sorguluyor.
Yazarlığın tuhaf tarafı da bu sanırım; bazen kitabı siz yazmıyorsunuz, kitabın içindekiler
sizi ikna etmeye çalışıyor.
Aslında masa benim için eşya değil bir eşiktir. O eşiğin başına her oturduğunda
yalnızca metin yazmam; hafızamla, korkularımla ve ihtimallerimle yeniden karşılaşırım.
Çünkü bazen bir hikâyeyi yazmak, onu icat etmekten çok, onun sizi bulmasına izin
vermektir. Belki de bazı hikâyeler yazılmaz; yalnızca doğru masayı bulduklarında
dünyaya geçerler.




