Fatih Çatma’nın Yeryüzüne Veda Denemeleri Kitabı Üzerine

 

Yeryüzüne Veda Denemeleri bu yılın başında bir ilk kitap olarak okurla buluştu. Yedi İklim ve Söğüt gibi dergilerde şiirleriyle yer alan Fatih Çatma’nın bu ilk kitabı Derkenar Kitap etiketiyle çıktı.  Kitap “Yeryüzüne Dair Ne Varsa” ve “İçimizdekine Dair Ne Varsa” isimlerini taşıyan iki bölümden oluşuyor. 

Yeryüzüne Dair Ne Varsa

Fatih Çatma, kitabın ilk şiiri olarak aynı zamanda kitaba ismini de veren “Yeryüzüne Veda Denemeleri”ni seçmiş. Bu seçimin şiirin poetik duruşunu göz önüne alırsak bilinçli olarak yapıldığını söyleyebiliriz çünkü şiir hem şairin poetikasından izler taşır hem de kitapta yer alan tüm şiirlerin bir manifestosu niteliğindedir. Şair, dünyaya yabancılaşmanın verdiği bunalımla yeryüzüne veda edebilecek bir yapı çizer. Öyle ki şiirlerde çizilen yaşam “bir yürüyüş ve koşmalı gökyüzüne doğru”dur ve aşkın bir yere doğru yönelmektedir. Bu yönelişe hüzün de katılır çünkü şair daha ilk şiirinde yeryüzüne/yeryüzündekilere karşı hüzünlü ve kırılgan olduğunu belli eder. 

Şair şiir yazmak zorundadır. Şair bu zorunluluğu kaderi olarak görür ve şiirinde bunu “şiir yazma vakti gelmişti oysa ateş benim için hazırlanmıştı” dizeleriyle açık eder. Şair için şiir yazmak kaçınılmaz bir kaderdir ve yeryüzüne yabancılaşan ve yeryüzünde yalnızlaşan biri için varoluşsal tek sığınak hiç şüphesiz şiirdir. 

Fatih Çatma şiirinin en dikkat çekici yanlarından biri protest bir duruştur. Bahusus “Kabul Olmamış Dualar ve Küfürler Adına I-II” ile “Sahte Yalvaçların Vahiy Alıyormuşçasına Gökyüzüne Bakması” şiirlerinde bu protest hava çok yönlü bir şekilde hissedilir. Şiirlerin genelinde toplumsal değerler ile ahlaki eleştiri göze çarpar. Zaten şair “bu şiirde bazı şeylere değinilmeyecektir mesela bana” dizesiyle amacının lirik bir anlatıdan veya güzellemelerden çok protest bir tavır olduğunu vurgular. Peki Fatih Çatma neye değinmiştir? “Tanrıcılık oynayan çocuklar”a, “atanamamış peygamberler”e, “sabahın şeytanları”na, “kıvrak sözlerle başlayan kâhinler”e, “sahte yalvaçlar”a, “üstü açık kalmış katillere”… 

Şair, şiirlerinin hemen hepsinde sistemin kurban ettiği masumları savunur ve onları bu hale getiren sistemin çarklarında yer alıp da susan herkese karşı bir tavır alır. Tıpkı Cahit Zarifoğlu’nun “Farzet körsün, olabilir, Elele tut, Taş al ve at. Kâfiri bulur” dizelerinde anlatmaya çalıştığı gibi. Şairin elinden gelen en büyük taş ise şiiridir. Fatih Çatma’nın silahı dizeleri ve kelimeleridir: “Bense tetiği düşmüş bir şiiri beklerim”

“Beklenen Senfoni”, “Milenyumdan Önce Alkışlanan Ayinler” ve “Angajman Kurallarına Uymayan Kuşlar” şiirlerinde ise derin bir sorgulama yer alır. Toplumsal ve politik huzursuzluk ve bu huzursuzluktan doğan inançsal buhranlar şairdeki başkaldırıyı tetikler. Bu başkaldırı ise entelektüel bir öfke barındırır. Fatih Çatma gelenekselle modernin, kutsalla dünyeviliğin çatıştığı bu çağda haksızlıklara susmanın çok yanlış olduğunu vurgular. 

“Ruhsatsız Tanrılar” şiiri Fatih Çatma’nın protest duruşunun en sert olduğu şiirlerden biridir. Öyle ki bu şiirde kutsalların bile modern dünya tarafından nasıl metalaşıp kapitalin eline düştüğü anlatılır. İnanç ve ibadet bile bir tüketim nesnesine dönüştüğü bir dünyada yaşamak büyük sancılıdır. “mesela umre ve kupa her şey dâhil bin beş yüz dolara / sen belki bilmezsin yüreğinde örümcek ağı büyütenleri / yani öyle bir puslu ki hava bir tek o görür modern tanrıları” 

Aynı şiirde inancı bile sisteme dâhil eden, inancı bile sömüren insanlar da şairin hedefinde yer alır. “kravatlı şişman ağabeyler son fal kartlarını çekerken / araya yüzde yirmi beşli faiz reklamı girdi / yoksa silah bir kez görünse onlara / kürsüler sallanacak rolüne üstlendiğim dünyada”

İçimizdekine Dair Ne Varsa

Kitabın ikinci bölümü “İçimizdekine Dair Ne Varsa” adını taşır. İlk bölümde daha çok toplumsal bir havaya sahip olan şiirler bu bölümde biraz daha bireysele dönüktür. Fatih Çatma daha çok kendi ruhsal dehlizlerine, varoluşsal sorgulamalarına ve içsel yolculuğuna odaklanır. 

“Ağlamak Serbest” şiirinde şair yeryüzünün/yeryüzündekilerin yanlış tanımasından yorulur ve sığınacak bir şey arar. Dünya karşısında üzgündür, küskündür ve çaresizdir. Bu durumu değiştirmek için de dört kitabın önsözüne sığınır: “öğret bana dört kitabın önsözü olan lâmelifi / anlat soluğu kesilmemiş yalvacın çığlığını / ve geceyi onaran şeyleri oku bana”

Fatih Çatma şiirlerinde dış dünya ile içsel dünya karşılaştırmaları yapar. “Rab Kalbe İlham Edince” şiirinde de bu karşılaştırma daha bir belirgindir. Bahusus şairin “gidelim buralardan sen ben bir de Allah” dizesi dış dünyadan kaçışın arzulandığını gösterir. Meleklerin bağrışları ve arzın uğultusu arasında tek yaptığı heybesine şiir toplamak olan şair dış dünyanın kötülüklerinden sadece şiirine tutunur. 

“İlk Adım ve Son Yara” şiiri yalnızlığında boğulan şairin iç sesidir. “Bünyamin’in Yalnızlığı” şiiri de bu yalnızlık etrafında şekillenir. Yusuf kıssasına yapılan atıflarla şiir daha bir dikkat çeker. Aslında şair de kendini kuyuya bırakılmış Yusuf gibi hisseder. Şiirde bir de karamsarlık hissedilir. Kıssada kuyudan saraya bir yolculuk vardır ancak şair umutsuzdur. Şiirin son dizesinde bu umutsuzluk açıkça dile getirilir: “zaten Yusuf sarayda ben kuyuda” 

Kitabın son şiiri olan “Zamansız Durak” tüm içsel sorgulamaların nihayete erdiği bir durak gibidir. “İçimi ürperten bir esinti geliyor / Allah’a ait gökyüzünden” dizesi, şairin her ne olursa olsun daima aşkın olana sığındığını gösterir. Fatih Çatma bu şiirinde derdini diğer şairlere anlatamamaktan yakınır ve kalemindeki tetiği düşürerek “dur ağlama” der. Aslında bu ikaz ruhunu teskin etmektir.

Fatih Çatma’nın Yeryüzüne Veda Denemeleri hem modern dünyaya bir protest duruş sergileme bakımından hem de bireyin iç parçalanışını anlatması bakımından dikkate değer bir ilk kitaptır. Fatih Çatma’nın Sezai Karakoç gibi, Cahit Zarifoğlu gibi İsmet Özel gibi dini-mistik ve metafizik bir damardan beslendiği çok belli. Bu damarı kendine has bir modernizmle beslemiş, kentli bireyin yabancılaşması üzerinden yeniden yorumlamış. Yeryüzüne Veda Denemeleri ilk kitap olmanın getirdiği o coşkulu ve yer yer hırçın ses tonuna rağmen imge derinliğini iyi korumuş bir ilk kitap. Ayrıca dil disiplini açısından da Türk şiirinde özgün, içsel ve kalıcı bir iz bırakmaya aday bir kitap.

Mustafa BOSTAN

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir