Annem, babam, ben, bir de o beraber yaşıyoruz. Ablak bir suratı, kocaman bir ağzı, yemyeşil gözleri var. Karanlıkta görse korkar insan. Çirkinlik yarışmasında birinciliği kimseye bırakmaz vallahi. Hiç hazzetmiyorum ondan.
Elinden bir şey de gelmez. Bir işe gönderirsin bekle ki gelsin. Annem bugün onu şeker alsın diye bakkala gönderdi. Dönerken düşmüş, toza toprağa bulanmış. Üstelik bakkal defterinin sayfaları yırtılmış. Düz yolda yürümesini bilmez. Çırpı bacak. Bakkal defterinin halini görünce annemin tepesi attı, bi güzel dövdü onu. Geçmiş içerde ağlıyor. Hep böyle bu. Salya sümük ağlar, acındırır kendini. Susup, kabahatiyle de oturmaz.
Çoraplarının dizini yırtar, ayakkabısının altını deler, ucunu aça aça kalemlerini bitirir, saç tokasını sürekli kaybeder. Sanki babamın parası çok.
Yaptıkları saymakla bitmez. Geçen gün kümesteki yumurtaları almaya gitti. Beş yumurtadan üçünü kır sen. Sakar ne olacak. Cezasını çekti tabi. Yumurtanın birini annem yedi birini ben yedim. Peynir ekmek neyine yetmiyor. Gıkını çıkaramadı. Kuru kız.
Beni doğururken yaşamını yitiren annemin ölümünden bir yıl sonra babam, üvey annemle evleniyor. Üzerinden bir yaz geçiyor sonra kardeşim doğuyor. O da kız. Aramızda iki yaş var. Küçüklüğümü hatırlamıyorum. Aklım ermeye başladıktan sonra bazı şeyleri fark ediyorum. Neden bilmiyorum ama hiç sevmiyorlar beni. Ne üvey annem ne kız kardeşim. Elim ayağım birbirine karışıyor bağırdıklarında. Adımı bile söylemiyorlar. Kız şunu yap, kız bunu al. Geberesice git kümesten yumurtaları getir. Ne yapsam hata, ne yapsam suç.
Geçenlerde bakkala şeker almaya gittim. Çabuk gidip geleyim derken ayağım taşa takıldı. Kendimi tozun toprağın içinde buldum. Çorabım yırtılmıştı. Canım çok yanmış, dizim parçalanmıştı. Bakkal defterinin birkaç sayfası da yırtılmıştı. Ne diyecektim ben şimdi? Korka korka eve gittim. Bir yerin acıdı mı diye sormadı üvey annem. Anlatmama bile müsaade etmeden beni dövdü.. Bissürü ağladım.
Bazen evin içinde gözden kayboluyor. Kesin işten kaytarıyor. Arayıp, buluyorum. En dip odadaki divanın yanına oturmuş, öğretmenin verdiği kitabı okuyor. Senin aklın alır mı o kitabın içindekileri? Neymiş küçük kara balığın yaptığını yapacakmış. Bir gün o yokken çantasını karıştırdım. Defterinin arasında bir kağıt buldum. Yazısı da zar zor okunuyor. Öğretmen büyüyünce ne olacağını sormuş. O da ‘İnsan olacağım. Öyle bilinen türden insan değil.’ demiş. O da ne bee? Yiyip, içip, nefes alıyorsun yaa. Bak bak düşündüğü şeylere.
Yaşımın ufaklığını umursamadan boyumdan büyük işler veriyorlar. Ama ne denirse yapıyorum. Yapmam gerekenleri bitirdiğimde en dip odaya gidip öğretmenimin verdiği kitabı okuyorum. Küçük Kara Balık. Bir çok kez okudum. Çocuk halimle Kara balık gibi ben de başka yerlerde neler olduğunu öğrenmek, başka dünyaları görmek istiyorum. Kim ne derse desin bir gün ben de yapabilirim, biliyorum. Babamı, okulumu, öğretmenimi, bi de küçük kara balığı çok seviyorum.
Babam eve geldiğinde terliklerini uzatıyor ayaklarına. Hemen ceketini alıp, asıyor. Göz boyayacak kesin. Sol kolundan ben sarılıyorum babama, sağ kolundan o sarılıyor. Sol yan her zaman benim. Sofrada babamın bir yanına ben oturuyorum, diğer yanına annem oturuyor. Yatana kadar babamın peşinde dolaşıyor. Biliyorum bulduğu ilk fırsatta beni şikayet edecek. Sinsi. Ama; annem babamı sonunda ikna etti. Yazdan sonra yatılı okula gönderecekler onu.
Akşam babamın geliş saatlerini iple çekiyorum. Kapıda karşılıyorum onu. Hemen sarılıyorum. Sofrada birkaç kez babamın yanına oturdum. Üvey annem sıkıştırdı beni sen karşıda oturacaksın diye. Halbuki o benim de babam. Hatta önce benim babamdı. Babamla kavga etmesinler diye üvey annemin dediğini yapıyorum. Yatana kadar babamın peşinde dolaşıyorum. Bulduğum her kuytu köşede sarılıp, öpüyorum onu.
Bahçeye çıktığında köşesinde oyalanıyor. Köşe çevirmiş kendine sıska. Gizli gizli izliyorum onu. Çiçeklere ‘Benim de sizin gibi açma zamanım gelecek.’ diyor. Aklını yitirdi galiba. Hem sen incecik bir dalsın. Kökün yok ki. Sebze fidelerinin yanına leğenle su koyuyor, pencere kenarlarına ekmek ufakları bırakıyor. Kuşlar içinmiş. Kendi karnını doyurdun da. Annem etrafa kırıntı saçılıyor diye bir güzel kızıyor.
Tutturdu bir gün ‘Baba bahçeye salıncak yap.’ diye. Babam ipi ağacın dalından geçirdi. İçerden minder getirdi. Yaptı salıncağı. İlk sırayı ona kaptırır mıyım? Bindim hemen. Sen sıranı bekle.
Çiçekleri çok seviyorum. Rengarenk olmaları hoşuma gidiyor. Onlarla konuşuyorum. Hayallerimi anlatıyorum onlara. Biliyorum, duyuyorlar beni. Kuşlar için bahçeye leğenle su koyuyorum. Belki de kilometrelerce yolu geride bırakıp geldiler. Susuzluktan ölmesinler. Bayat ekmeklerin kalanlarını pencere kenarlarına koyuyorum. Hem hayvancıklar beslensin hem de ekmekler ziyan olmasın. Kırıntı dökülüyor diye üvey annem yaygarayı koparıyor ama olsun kuşlar doyuyor ya.
Garip garip huyları var. Mesela yağmurda ıslanmayı çok seviyor. Halbuki o an çirkin bir kurbağaya dönüşüyor. Farkında değil. Okuldan gelirken yoldaki taşları topluyor. Onları evde küçük bir kesenin içinde biriktiriyor. Beni sinirlendirdiği zaman kesedeki taşlardan birini alıp, camdan dışarı fırlatıyorum . Eksilen taşlardan haberi bile yok. Bazen de kendi kendine konuşuyor. ‘Bir gün odası olsa hangi renge boyarmış? Küçük kara balık canlanıp gelse, ne yaparmış? Bir ilaç olsa neye iyi gelmek istermiş?’
Ekmek ettiğimizde ekmeği kokluyor, eline sağlık diyor bir de. Sanki kendi annesi etti ekmeği.
Yağmuru çok seviyorum. Hem izlemeyi hem yağarken altında ıslanmayı. Yağmur olmazsa yiyecek olmazmış. Öyle dedi öğretmenim. Yeni yapılmış ekmeğin kokusunu çok seviyorum. İçime çekiyorum, öpüp alnıma koyuyorum ekmeği. Sonra etrafıma bakıyorum bi gören oldu mu diye. Benimle dalga geçerler sonra. Okuldan dönerken yolda bulduğum renkli taşları topluyor, bir kesede biriktiriyorum. Onlara dokunuyorum, onları bir şeylere benzetme oyunu oynuyorum. Bazen bir kuşa, bazen bir elmaya, bazen de kara balığa benzetiyorum. Öğretmenime anlattığımda bunun hayal gücümü geliştireceğini söylüyor. Bu iyi bir şey galiba.
Geçen gün babam beni dizinin dibine oturttu ve yaz tatilinden sonra beni yatılı okula göndereceğini söyledi. Orda daha iyi bir eğitim alacakmışım, tatillerde eve gelebilecekmişim. Babamdan ayrı kalma düşüncesi beni çok üzdü. Gitmek isteyip istemediğimi bana sormadı bile. Ama gitmeyeceğim diye tuttursam üvey annem yine kavga çıkaracak, kızımı da alır giderim diye babamı tehdit edecek. Benim yüzümden ayrılacaklar belki de. Babam sık sık beni okulda görmeye geleceğine söz verdi.
O günden sonra gizli gizli çok ağladım. Annemin yokluğunu daha çok arıyorum şimdilerde. Bunu hissediyor olacak ki bazı geceler annem rüyama geliyor. Allah annemi beni teselli etsin diye gönderiyor biliyorum. Ona sarılıp ağlıyorum. Bir yandan kokusunu içime çekiyorum, bir yandan ona olanları anlatıyorum. ‘Sen olsan bunların hiçbiri olmazdı? Neden yoksun? Neden bırakıp gittin? Neden beni sevmiyorlar anne?’ diye soruyorum. Saklamaya çalışsa da onun gözyaşları da yanaklarından süzülüyor. ‘Neden’lerime cevap veremiyor annem. ‘Hepsini biliyorum. Bedenim yanında değil belki ama ruhum, dualarım hep seninle kızım. Annelerin yavruları için ettiği dualar geri çevrilmez. Unutma bunu. Belki de yatılı okula gitmen senin için daha iyi olacak. Sadece derslerinle ilgilenip okuyup, üniversite kazanacaksın, evde sana yapılan eziyetlerden kurtulacaksın. Ve en güzeli çok sevdiğin o kara balığın izinden gideceksin’ diyor. Söyledikleri biraz gönlümü alıyor. Sonra duraksıyorum. ‘Anne babam neden böyle yapıyor?’ diye sormak istiyorum. Olmuyor, cümleyi zorla yutkunuyorum.
Aklıma gelmeyen tuhaflıkları var.. Hangi birini anlatayım. Yaz tatili bitti.. Gitme zamanı geldi. Ondan kurtuluyorum çok şükür. Elindeki küçük valizin içine birkaç kat elbise ile kara balık kitabını, içi taş dolu keseyi koymuş. El sallıyor bi de giderken. Hafta sonları belki gelirmiş. Sanki ona meraklıyım. Babamla birlikte arabaya biniyor ve uzaklaşıyorlar.
Ablak suratlı, koca ağızlı, sıska karartı evimizden kalkıyor.
Boyumdan büyük işleri yapmaya, getir götür işlerine koşmaya devam ediyorum. Bulduğum fırsatlarda öğretmenimin tatilde okuyayım diye verdiği kitapları okuyorum. Kuşlara su bırakıyor, kırıntı veriyorum. Bahçedeki salıncakta sallanıyorum. Geceleri yatarken evden ayrılma düşüncesi aklıma geliyor hep. Ağlıyorum. Sabahları gözlerim acıyarak uyanıyorum. Elimde değil.
Günler hızla geçiyor, yaz tatili bitiyor ve gitme zamanı geliyor. Valizime birkaç kat giysi, taş kesemi, çok sevdiğim kitabımı koyup, hazırlığımı tamamlıyorum. Babamın beni görmeye gelemediği hafta sonları ben gelirim belki. Eve, üvey anneme ve kız kardeşime el sallıyorum. Babamla arabaya biniyor ve yanaklarıma süzülen birkaç damla gözyaşı ile evden uzaklaşıyorum.
Mine PAMUK
