HER ŞEY YOLUNDA

Bugün de geç kaldım. Hay aksi! Yine kahvemden bir yudum almadan kendimi sokak kapısında buldum. Bu vakitlerde, sabah öpücüğünü yanaklarıma konduran Poyraz, yalnızlığımın yarısını alıyor, sağ olsun.

Alacakaranlığın hâkimiyetinde sessiz bir ahenk yankılandı sanki kulağımda:

“Peliinnn!”

İsim benim ismim; seslenense sıra arkadaşım Ayşen’di.

Ayşen’i görünce çantamı hızlıca omzumdan fırlattım. Dejavu. Belleğim liseli yıllardan kalma ergen havalarında. Sarılmalar, bir coşku, bir daha coşku. Arkamdan araba korna sesini duymasam, sarılma faslı uzayıp gidecekti.

Kısa süre konuştuk. Belleğim, lise sıralarından şimdiki zaman sahnelerine Ayşen’i taşıyor. Ayşenli toy yılların, Ayşensiz yıllara varan olgunluğu ruhumda birleşiyor. Bense Ayşensiz yıllara hayran kalıyorum.

Saat beklemiyor; yelkovan ve akrep çoktan mesaiye namzet olmuş. Uuuu… Geç kalmıştım ama patrona anlatacak geçerli bir sebebim vardı en azından: Ayşensiz yılların olgunluğu. Hahahh. “Hadi canım sen de, hikâye mi anlatıyorsun?” demez mi patron adama? Eee, der tabii ama yani… Neyse, artık gitmeliyim.

Omzumda bir boşluk hissetmemle çantamı yerde bulmam aynı saniye içinde oluyor. Omzumdaki boşluğu kalbimin ağırlığında buluyorum. Kalbim tak tak atıyor; yankı beyninde. Bir kitabın içindekiler kısmına bakarkenki heyecan gibi tak tak kalbim yankılanıyor. Panik atak manevrasını o an anlıyorum.

İçindekiler.

Cam kavanozda çorbam, plastik kapta dopamin yüklü çikolatalı pastam… Kendime öğle yemeği nafakam.

Çantam yerde. Öylece duruyor; yerden alamıyorum. Az önce gelen araba park etmiş. Çanta sapı tekerlekte. Çekiyorum, gelmiyor. Israrla bir daha çekiyorum ama yok, kurtaramıyorum.

Ayşen mi? Çoktan yol aldı. Biraz muhabbet, fırr. Lisede de böyleydi. Zoru görünce buharlaşan tiplerden. Ayşen’e mi söveyim, hâlime mi yanayım, bilemedim.

Deri çanta sapı ha koptu ha kopacak. Derken susadım. Çantam yerde sere serpe. İçinden cam şişeyi alıyorum. Su içiyorum. Nerede sahibi acaba? Şişeyi alıp apartman önüne çöküyorum.

“Hah, geliyor,” dediğim sırada, yanımdan geçen adamın arabayla ilgisi çıkmadı. Of, hayır olamaz! Bu ne rahatlık, diyecektim ki lafım içimde kaldı.

Çanta ve içindekiler mi? İş saati mi? İçimden sayıklamaya başladım. “O piti piti karamela sepeti” heceleri… Ayşenli yıllardan kalma.

Tahmin ettiğim gibi arabayı geçici park etmişti. Yoksa bu tekerlekle araba mı park edilir? Tam 180 derece dönük tekerlek. Yoruldum. Köşede dinlenirken çıkageldi araba sahibi.

Hışımla kalktım. Arabacıya durumu izah edecektim ki şişe elimden düştü.

Tekerlek mekerlek, cam kırıkları derken hızla toplamaya koyuldum. Refleks. Elim kan revan. Arabacı pansuman aletini aldı arabadan. Pansuman yapacaktı. Her şey var acil takımında. Batikon bitmiş. Kolonya ile pansuman.

Arabacı:

“Kusura bakmayın, görmedim çantayı önceden,” dedi.

“Zaten önceden nasıl göreceksiniz?” dedim.

“Yani park ettikten sonra da görmedim,” dedi.

“Olsun. Ben de bugün işe gidemeyeceğimi dün bilmiyordum.”

“Oo, dil işlek sizde. İsminiz?”

“Pelin. Ya sizin?”

“Cüneyd.”

Memnun olmalar falan. Sonra tekerleklerdeki cam kırıklarına baktım. Nasıl gidecek diye düşünüyordum. Ağzımı açmadım bile. Ama beden dili işte:

“Yola bir çıkalım, duruma göre bakacağım,” dedi.

Bu kadar soğukkanlı olmasına şaştım. Onu da sezdi. Ben de sezdiğini sezdim doğrusu. Bazen sessiz harfler, sesli harflerden daha çok ima eder ya, öyle. Demek yola çıkmadan beklemek boşuna değildi. Neyse ki çanta sapı kopmamıştı.

Telefonum ısrarla çalıyor; arayan Ayşen. Yine kıyamadı, merak etti diye içimden geçiriyorum ama şaşırarak.

Ve sahne, Ayşensiz yılların Ayşenli yıllara sansürüyle son sürümde:

“Pelin, hafta sonu arkadaşın düğünü var da… Beyaz ayakkabıya ihtiyacım var. Elbisem beyaz, ona uygun olsun. Sende var mı?”

Ve artık şaşırmıyorum. Ayşensiz yılların olgunluğuyla, Ayşenli yıllara çokça tebessüm ediyorum.

Duraksama.

Ayşen’in sesi kesiliyor. Tebessüm işe yarıyor.

Ayşen.

Arabacı bakakalıyor:

“Tebessüm iyiydi!”

O ana kadar fark etmediğim yeşil gömleğinin ela gözlere uyumu dikkatimi çekiyor.

“Efendim?” diyerek cümleyi tekrarlamasını bekliyorum.

Neslihan Karahan

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir