Bu fotoğrafta gördüğünüz klasik bir çalışma masası değil, evin mutfak masası. Belki tam da bu yüzden kendimi burada rahat hissediyorum. Yazmak için kapısı kapanan bir odaya ya da kusursuz bir düzene hiçbir zaman sahip olamadım. Ocaktaki yemeğin buharı, aceleyle alınmış notlar, yarım bırakılmış kitaplar ve sürekli yer değiştiren kalemler arasında çayımı içerek çalışıyorum. Mesela şu anda mutfak balkonunun kapısı açık ve sokağa park eden bir kamyonun fren sesiyle irkildim. Benimle birlikte kafamda kurduğum kahraman da irkildi. İrkilen kahramanları sevmiyorum.☺ Kahramanlarım da sevgisizlikten kırılmıyorlar gerçi, bu yüzden beni taktıkları yok.
Yazılarım öncelikle bu masada değil zihnimdeki masada yer buluyor. Ama onlara burada, cismi sabit bu masada ruh üflüyorum. Sonra yemek vakti geliyor, zihnimdeki masa yerli yerindeyken bu masayı toparlıyorum. Kitap defterlerin yerine tabaklar, kalemlerin yerine çatal kaşıklar, bilgisayarın yerine afili bir çoban salata gelip konuyor. Yazmak ve yaşamanın iç içe olduğu bu masayı daha fazla ne kadar romantize edebilirim bilmiyorum.☺ Lâkin ben bunları yazarken yeni bir karakter gelip masama oturdu bile, yüzüme bakıp gülüyor, elbiseleri ve saçları netleşti, ne iş yaptığını da öğrendim. Derdini anlatırsa bu masa yeni bir hikâyeye şahitlik etmiş olacak. Böyle işte…




