MEMET EMMİ

Akşamüzeri canım sıkılınca Refik Abi’nin yanına gitmek istedim. Odasının penceresini tıklattığımda kırık cama sıkıştırdığı, güneşten sapsarı olmuş gazete tomarını çekip çıkararak,

“Kapı açık, gel içeri, gel,” dedi.

Bir yandan da elindeki telefona bakıp kıs kıs gülüyordu.

“Hayırdır Abi?” dedim.

“Bizim Memet Emmi yahu, gel gel anlatırım,” dedi, gülmekten gözünden akan yaşları elinin tersiyle siliyordu.

Dönüp kapıya doğru yürürken Memet Emmi’yi düşündüm. Mahallenin bakkalıydı. Onunla ilgili ilk anım Demirel dönemi zamlarına dayanır. Bir sabah, bakkalın önünde durmuş bas bas bağırırken hatırlıyorum:

“Ekmeğin kilosu olmuş yirmi beş kuruş! Olacak şey mi bu!”

Mahalleli etrafında toplanmış, sürekli yaşadıkları bu alışılagelmiş meseleyi ilk defa tecrübe ediyorlarmışçasına dehşetle dinleyip başlarını sallıyordu. Memet Emmi ne dese mahalleli tasdik ederdi. Bakkal olmanın kendisine kattığı bir veresiye gücüydü bu. Lâkin ben çok küçüktüm henüz, beni veresiye bağlamazdı.

Sonraki gün ekmek almak için bakkala gittiğimde dolaptan çıkardığım ekmeği ona uzatmış,

“Tart bunu emmi,” demiştim.

Kafasındaki kahverengi takkesini düzeltirken,

“Neden?” diye sormuştu.

“Ekmek gerçekten bir kilo mu, ona bakacağım.”

Aldığı cevaba öyle yüksek sesle kahkaha atmıştı ki ağzındaki takma dişler fırlamış, buna şahit olan ben korkudan ekmekleri bırakıp eve kaçmıştım.

Bazen bakkaldan bir türkü sesi yayılırdı mahalleye:

“Bir öptüm, bir dişledim, eyvah eyvah nâre, al yanaktan kan geldi, ben heyranam nâre!”

İbrahim Tatlıseskiyen bu gırtlak nağmeleri mahallelinin çok hoşuna gitse de ben, fırlayan takma dişlerinden sonra duyduğum bu türkü sözleriyle onun bir zombi olduğuna inanmaya başlamıştım. Çocukluk işte.

Büyüdükçe ona karşı duygularım değişmişti, lâkin bizim Refik Abi adamdan nefret ediyordu. Yaşadıklarını düşününce bu nefrete de hak vermiyor değil insan. Onun meselesi de bizim çocukluğumuza dayanır.

1980 yılının Ekim ayıydı. Ben, o sıra ilkokul dördüncü sınıf talebesiydim. Öğretmenimiz hayat bilgisi dersi için bir ödev vermişti. Beyaz kâğıtlara, çevre temizliğine dair sloganlar yazıp mahalledeki duvarlara yapıştıracaktık. Neyse efendim, benimle aynı sokakta oturan iki sınıf arkadaşımla başladık pankartlar hazırlamaya.

ÇEVREMİZİ TEMİZ TUTALIM
ÇÖPLERİ YERLERE ATMAYALIM
ASLAN YATTIĞI YERDEN BELLİ OLUR. vs.

Hazırladığımız bu pankartları mahallede duvarlara yapıştırdık. Bakkal duvarına da iki afiş iliştirdik. Akşam işini bitiren Memet Emmi dükkânı kapatırken afişleri görünce mahalleyi velveleye verdi. Okuma yazma bilmeyen adam bir yandan duvardan söktüğü kâğıtları elinde sallıyor, bir yandan da,

“Anarşistlerin işi bu! Bakın, her yere yazı yazmışlar!” diye bağırıyordu.

Sonra duvarlardaki tüm afişleri çıkarıp öfkeyle evine gitti.

Ertesi gün jandarma gelip Refik Abi’yi evinden aldı. Refik Abi o sıra yirmi yaşlarındaydı. Adamı bir hafta sonra bıraktıklarında bir ayağı topallayarak yürüyordu. Anlaşılan fena dayak yemişti. Çok sonradan öğrendik, meseleyi fırsat bilen Memet Emmi veresiye sayfası kabaran Refik Abi’ye bir ders vermek istemişti kendince. Allah var, sonrasında çok pişman olmuştu; ne ki Refik Abi onu affedemiyordu.

Bu düşüncelerle açık kapıyı ittirip eve girdim, Refik Abi hâlâ kahkaha atıyordu. İçeri geçip karşısına oturdum.

“Hayırdır Abi, ne var bu kadar gülecek?”

“Bizim Memet Emmi umreye gitti ya.”

“Eee?”

“Bir gün önce yanıma gelip benden dua pusulası istedi.”

“O ne demek Abi?”

“Yani varsa bir duan yaz, bir kâğıda ver, Kâbe’de senin için niyet edeyim, dedi.”

“İyi de okuması yoktur onun.”

“Yahu oradan birisine okutacağım, dedi.”

“Sonra?”

“Sonra yazdım, verdim duamı.”

“İyi de bunda gülecek ne var Abi?”

“Dur oğlum, kâğıdı verdikten sonra ona bir Facebook hesabı açtım, Hacı Emmi diye.”

“Eee?”

“Nasıl fotoğraf paylaşıldığını öğrettim, bir iki de yaptırdım; iyicene anladığından emin oldum, nasıl keyiflendi, gerindi, görmeliydin.”

“Yahu ne adamsın Refik Abi!”

“Bak, dedim Emmi, umredeyken dua kâğıtlarının fotoğrafını çek, buradan paylaş; ne kadar çok insana ulaşırsa o kadar hızlı kabul olur inşallah.”

“Hay Allah’ım, sonra?”

“Sonrası, aha!” dedi, telefonun ekranını bana çevirip gösterdi.

Memet Emmi, suratında gururlu bir gülümsemeyle Refik Abi’nin dua kâğıdını ekrana doğru uzatarak poz vermişti. Kâğıtta büyük harflerle şunlar yazıyordu:

ALLAH MEMET EMMİ’NİN BELASINI VERSİN.

Hicret BİRİK

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir